Kitabı okurken o kadar keyif aldım ve duygulandım ki, satırlar arasında ki tüm hisleri kalbimde hissettim. Kitap tek bir hikayeyi anlatıyor ancak bölümler halinde işleniyor. “Bağlılık” bölümünde ana karakterin dostu Muharrem ile sohbetlerini çok beğendim; birbirlerini anlayan, dinleyen, destek olmaya çalışan iki yakın arkadaş.
Çocukluğunun anılarıyla boğuşan, sevdiği kadından ayrılmanın burukluğunu yaşayan bir adamın dünyasını okuyoruz aslında. Ortaokul yıllarından beri hayatında olan dostu Muharrem’le kurduğu içten bağ, hikayenin naif ve samimi oluşunu en başından hissettiriyor.
Kahramanın çocukluğunun geçtiği eski çay ocağında karşılaştığı, erken büyümek zorunda kalmış küçük bir çocuk, aslında kendi geçmişinin yansıması gibi. Bu karşılaşma, bir yardım hikayesinden çok insanın kendi yaralarına uzattığı şefkatli bir el gibi. Annesi yıllar önce terk etmiş, babası ayağındaki sakatlık yüzünden çalışamıyor; yoksullukla çevrili ama ayakta durma azmini kaybetmemiş bu çocuk, kahramanın hayatındaki boşluğu anlamlı bir amaçla dolduruyor.
Kendi ilişkilerindeki sancılarla boğuşurken, bu ailenin hayatına büyük bir incelikle dokunan bir adamın hikayesi. Başkasının yarasını sararken kendi sessizliğini iyileştiren ana kahramanımız, insanlığın ve gerçek dostluğun hâlâ var olduğunu hatırlatıyor.
Kitap klasik bir kişisel gelişim metni değil; daha çok insanın kendi iç dünyasına tuttuğu sakin ama dürüst bir ayna gibi.
Kitabın merkezinde ayrılmak var ama bu ayrılık sadece bir ilişkiden ayrılmak anlamında değil. Alışkanlıklardan, bağlardan,beklentilerden, hatta eski benliklerimizden ayrılmak…
Yazar, ayrılığı bir YIKIM değil, çoğu zaman KENDİNE YENİDEN KAVUŞMANIN ön koşulu olarak ele alıyor.
Kitap boyunca sevmenin, tutunmanın ve bırakmanın sınırları sorgulanıyor. Özellikle “sevgi mi bu, yoksa korku mu?” sorusunu okura düşündürüyor.
Bazen kalmak cesaret değil, sadece alışkanlıktır, ayrılmak ise sanıldığından çok daha büyük bir eylem olabilir.
Kitabın anlatımı oldukça sade, uzun teorik açıklamalar yok, bunun yerine günlük hayatta herkesin kendinden bir parça bulabileceği cümleler var. Altını çizmelere doyamadığım bir kitap oldu.
En sevdiğim tarafı, kitabın “her şey biter” karamsarlığına düşmemesi. Aksine ayrılığı bir son değil, yeniden başlama alanı olarak konumlandırıyor.