“Ama hayat böyleydi, illa bir yerde insana hiç istemediği soruları sorduruyordu, daha kötüsü bazen insan kendini iyi hissedeceği cevaplara inanmayı istese de inanamıyor; saf, çıplak, en hakiki gerçeği bulmak istiyor ama gerçekle yüzleşmeye de gücü yetmediği için arafta kalıyordu.”
“Türkiye’nin yeni zengin sınıfı da öyle yapmıştı, hızla fakirleştirdiği kültürlü, biraz kibirli, medeni ve neşeli olmaktan vazgeçiremediği sınıfların yaşama sevincini öldürmeyi görev bilmişti. Başarıyordu ama sonra bir şey oluyordu, bu sınıflar yeniden canlanıyordu. Küllerinden doğuyorlardı, bu sınıfların çok derin kökleri ve iktidarların elinde kökleri kurutmak için yeterli asit yoktu. Her şeye rağmen gençler gençler bir araya geliyordu; okullarda yasaklanan mezuniyetler evlerde, bahçelerde yaşanıyordu, LGBTİ+ yürüyüşleri sokak aralarında da olsa yapılıyordu, çok pahalı da olsa bira içiliyordu, gençler gülüyorlar eğleniyorlardı. Kitaplar yazılıyor, filmler çekiliyor, tiyatro oyunları sahneleniyor, resimler yapılıyor, sergiler açılıyor, konserler veriliyor ve hepsi de bir karşılık buluyordu.
Çünkü yaşama sevinci öldürülemiyordu, bir süreliğine soldurulabiliyordu ama yok edilemiyordu.”