On beşimi yeni bitirmiştim, ama bazen kendimi yaşlı biri gibi görüyordum; yaşadığım, okuduğum, binbir tedirginlikle üzerinde düşündüğüm her şey beni içten içe şişirmiş, ağırlaştırmışti sanki. İçimi yokladığımda, hayata ilişkin edindiğim izlenimler birikimi bana, çeşitli eşyaların rastgele ve sıkış tepiş doldurulduğu karanlık bir bodrum gibi geliyordu. Bunlar ayrıştırıp tanımak için gücüm de, bilgim de yeterli değildi. Çok şey öğrenmiştim hayattan, ama bunlar sağlam bir şekilde yerine oturmadığı için bu ağır yük, eğri bir kabin içindeki su gibi sallanarak beni tedirgin ediyordu.