Ama şimdi duyduğu sesler çığlıklar değil fısıltılardı. Tane tane, derinden derinden gelen fısıltılar... Akıl veren, nasihat eden yaşlı bir insanın sesi gibi şefkat doluydu. Yaşanmışlıklardan ziyade yaşanacaklari söyler gibi bir hali vardı. Uyariyordu. Dikkatli ol hataya düşme diyordu.
Oğlum, eren'im...
Umarım bu yazdıklarımı bir gün okursun.
Henüz çok küçüksün. Sana hiç bir şey anlatamıyorum.
Ama senden başka bu yaşadıklarımı anlatacak kimsem yok.
Bu evde garip şeyler oluyor. Ne olduğunu bilmediğim, anlamadığım tuhaf şeyler. Ev benimle konuşuyor sanki. Bana bir şeyler anlatmak istiyor. Geceleri fisiltilar bazen kahkahalara bazen de çığlıklara dönüşüyor. Birileri var bu evde. Sanki bu dünyaya ait değiller. Ne olduklarını inan bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey ;bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Bir şeyler göstermeye... Bir görünüyorlar bir kayboluyorlar. Onlardan kaçtıkça peşimdeler, onların peşinden gittikçe yok oluyorlar.