Her bakımdan ateş kesilendir âşık, diye başladı anlatmaya Ali Ruhi Bey, hararetle koşup giden, yanıp yakılan ve alev gibi yücelip başı çekendir, diye devam etti sonra, Yusuf Nafi Efendi'nin hayran bakışları arasında. Bir an bile işin sonunu düşünesi değildir âşık, hiçbir şeyi umursamaz sevgiliden başka, ne şüphe tanır, ne gerçek. İyi de kötü de birdir onun yolunda.
Aşk gelince iyi de kalmaz, kötü de çünkü.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ali Ruhi kendini içki âlemlerine vurmakta mazur(!) gördü ve çok geçmedi, aşk lügatindaki "dağıtmak" kelimesinin içini dolduracak ne gerekiyorsa âlâsını yapmaya başladı.
"Onun aşkıyla ağlayışım, ayrılığın acısında bulduğum lezzettendir. Eğer bu ağlayış bana lezzet vermeseydi onu her defasında daha çok özlemezdim. Eğer sevgilinin ayrılığını çekmekte gizli bir haz olmasaydı, nasıl olurdu da onu hatırımdan silip atmaya çalışmazdım! Hasret denilen şey, acıdaki lezzetin ta kendisi olsa gerek; yoksa ayrılık neden aşkı çoğaltsın ki!…
“Aşk” sözcüğünün “sarmaşık” demek olduğunu aklına getirdi bir an ve o sarmaşığın nice çınarlar gibi, selviler gibi kendisini de sardığını, buruk bir lezzet olarak hissetti.