“Kızgınlığını, nefretini, dizginsizliğini karşısındakinin gözleri önüne sermek bile yakınlaşma olarak kabul edilir. Bu, sadece yataktayken ya da karşılıklı nefret ve öfkelerini hiç çekinmeden ortaya döktüklerinde yakınlaşan evli çiftlerin sık sık yaşadıkları o hastalıklı ilişkiye bir açıklama olabilir. Ama bu tür ‘yakınlaşmaların’ tümü, zaman içinde kaybolur. Sonuç; insanın yeni birinde, yeni bir yabancıda sevgiyi araması olur. Bu yabancı da gene ‘yakınlaşılan’ bir insan oluverir ve aşık olmak yeniden heyecan verici, şiddetli bir serüven olarak hissedilir. Sonra yine yavaş yavaş hızını kaybeder ve yeni bir fetih, yeni bir aşk isteğiyle sonlanır -bu sevginin de hep daha öncekilerden farklı olacağı sanılarak- Bu yanılsamalarda cinsel isteğin aldatıcılığının da payı büyüktür.”