Modern şehirlerde insanların “konutu” (house) vardır ama “yeri yurdu” (home) yoktur. Güç istemine dayalı ve anlamdan yoksun bir dünyada yersiz yurtsuz zihinler kendilerine tutunacak bir yer ararlar ama artık zemin ayaklarının altından kaymıştır. Nietzsche’nin “Evsiz yurtsuz olmanın keyfini çıkartalım; açık havayı ve aydınlığı avantaja çevirelim.” önerisi de sadra şifa olmaz. Zira insan, tanımı gereği yer yurt sahibi olmayı ve bir yere ait olmayı ister. Bir yere ait olmayanın herkesin mülkü olması kaçınılmazdır. Düşünmek, insanın ait olduğu yeri bulma çabasıdır.
Sohbet, sahabe ve sahip çıkma kelimeleri aynı kökten gelir ve ancak birbirlerine “sahip çıkabilen”ler sohbet edebilirler. Sahip olmaya çalışanlar ise birbirlerine ancak efendilik taslarlar.
Kendini evrenin efendisi olarak gören modern özne, varlığa anlam veren aktör olarak her şeyin kendisiyle kaim olduğunu ileri sürer fakat “evin sahibi” olmanın getirdiği sorumluluğu almayı da reddeder.
Homo sapiensin her şeyi bildiğini sanan ama aslında temel ve öncelikli olan hiçbir şeyi bilmeyen malumatfuruş bir makine değil, varlığa hikmet nazarıyla bakan insan olduğunu kavramamız gerekiyor.