Ter kokan, nemli yatağımda gözkapaklarım ağırlaşıp da kendimi yokluğa ve ebedi geceye bırakırken bütün kayıp anılarım, unutulmuş korkularım yeniden canlanıyorlardı. Yastığımdaki tüylerin hançer yüzlerine dönüşeceği, ceketimdeki düğmelerin alabildiğine büyüyüp birer değirmen taşı gibi olacağı ve ekmeğin yere düşerse cam gibi kırılacağı korkusu, uyursam lambadaki yağın yere akacağı ve kenti tutuşturacağı korkusu; kasap dükkanı önündeki köpeğin ayaklarının at tırnakları gibi sesler çıkaracağı endişesi, ya ihtiyar hurdacı, yaygısı önünde gülmeye başlar da bitip tükenmek bilmezse gülüşleri ürküntüsü; avlumuzdaki havuzun kenarlarında solucanlar Hint yılanları olursa korkusu; karyolam bir mezar taşına dönüşür de altına beni gömerse korkusu; ve o dehşet: Sesim kısılırsa nasıl bağıracağım, ya kimse yardıma koşmazsa..