Hayatımın nehri bilmediğim iç denizlerde kayboldu. Düş şatomun etrafında bütün ağaçlara sonbahar gelmişti. Bu değirmi manzara, ruhumun başındaki dikenli taçtır. Hayatımın en mutlu anları düşlerimdi-hüzünlü düşler; içlerinde biriken sularda kör bir Narskissos gibi kendime bakardım, su kenarlarının serinliğinin tadını almış, geceleyin görebilen, eski bir gönül gözüyle bedeninin suya eğildiğini hissetmiş bir Narkissos, düşlerin en gizli yerinde yaşanan o soyut düşüncelere fısıldanmış bir gönül gözüydü bu.
Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor. İnsani hayatları, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla dolu. Ama gerçekte bitkisel hayatta olduklarından, yaşadıkları şeyler ruhlarına değmeden uçup gider..
Ellerin birer tutsak güvercin.
Dudakların, birer sessiz güvercin (sesi gözlerime doğru uçan)
Her hareketin bir kuş. Eğildiğinde kırlangıç, yüzüme baktığında akbaba, o kibirli, kayıtsız halinle coştuğunda kartal.
Kanat seslerinden ibarettir seni seyrettiğim göl.
Tepeden tırnağa kanatlısın. [...]
...Daha başkaları ise ruhlarının dışına çıkıp gürültü ve karmaşa dinine sarıldılar, kendi seslerini duyduklarında yaşadıklarını, aşk uzaktan göz kırptığında sevildiklerini sandılar. Yaşamak canımızı yakıyordu, çünkü canlı olduğumuzu biliyorduk; ölmek korkutmuyordu, normal ölüm kavramını yitirmiştik.