Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir... Anlıyorum ki değilmiş... yollar görünmez kayalarla doluymuş... Onlara çarpmamak lazımmış... Daha fenası gizli akıntılar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş... Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar
Bak sana izah edeyim evlât... Ateş gibi bir gençsin... Durmadan çalışıyorsun... Amirlerin bidayette senden hoşnutluk getiriyorlar... Makine gibi mütemadiyen işlemene hayret ediyorlar... Fakat bir zaman sonra alışıyorlar... Bunu tabiî görmeye başlıyorlar...
Nasıl ki akşama kadar dalga geçen öteki arkadaşlarına evvelâ bağırıp çağırmışlar sonra onların tembelliğine sersemliğine mendeburluğuna alışmışlar bunda bir fevkalâdelik görmemeye başlamışlardır... Bir gün eskaza sen de onlar gibi daireye geç gelip işleri biraz astın mı gözleri faltaşı gibi açılıyor... Onları görmüyorlar çünkü onlar her günkü vaziyetlerindedir. Seni görüyorlar çünkü sen o gün bir gün evveline nisbetle daha fena vaziyettesin.