"Thatcher yatağınızın altına saklanan canavar. Dolabınızda uykuya dalmanızı bekleyen şeytani bir canavar. Ölümün ete kemiğe bürünmüş hali. Herkesin en sevdiği korku masalı. Fakat o benim masallarımda asla, bir kere bile canavar olmadı."
"Bana yardım etmektense öldürmeyi tercih edecek kadar mı nefret ediyorsun benden?" Bu soru, onun etrafında olduğum her zaman ruhumun güvensiz köşelerinden kopup geliyordu. "Senden nefret etmiyorum, evcil șey."Soğuk sesi tüylerimi ürpertti. "Bunun için sana karşı herhangi bir şey hissetmem gerekirdi."
"Endişelendiğin buysa kimseye söylemem." Buklelerini kulaklarının arkasına sıkıştırmaya çalıştıysa da açık saçları yeniden yüzünün yan kısmına doğru düşmüştü. "Bana öğretirsen, kimseye söylemeyeceğime söz veriyorum. Sır tutmakta ve görünmez olmakta çok iyiyimdir."
"Seni fark etmemeyi seçtiğim için fark etmedim. Varlığını görmezden gelmeyi seçtim. Bana sinsice yaklaşmakta iyi olduğundan falan değil." Ses tonum karşısında titreyen çenesini görmek iyice üstüne gitmeme neden oldu. Onu kesip açmak istiyordum. "Benim için yoksun. Hiç olmadın."
Korku orkestrası olmuştum. Acının şefi. Ölümün bestecisi. İnsanların yaygın inanışının aksine armut dibine değil, çok
uzağa düşmüştü. Sonuçta ben asla babam olmak istememiştim. Asla onun gibi olmak istememiştim. Daha iyisi olmak istemiştim.
Ve olmuştum.