Bu aralar hayattan soğuyup okumaya ara vermiştim ki silkelenip biricik kitaplarıma geri döndüm. Açıkçası Ocak ayı için ikinci ve yeni bir başlangıç yapıyormuşum gibi hissettim. O yüzden "Allahım nolur güzel bir kitap okuayayım" diyerek kendime Sahte Balayı'nı seçtim ve belirtmeliyim ki seçimimden pişman olmadım.
Oldukça eğlenceli bir kitaptı. Okurken tam anlamıyla filmini izliyor gibi hissettim. Bütün o sahneler gözümde canlandı. Olive ve Ethan'ın sözleri top tüfek edindikleri kavgalarini okurken çok eğlendim. Birbirini boğazla cinnetine bir kışkırtıcı söz kadar yakın olan bu ikilinin karı koca rolü yapmasını okumak bana keyif verdi. Bürü kitap minnoş aşk hikayeleri okuyacağım ve herkes çok mutlu olacak sanarken bir ters köşe ile karşılaştım kitapta. Bir karakter var ki yarattığı sinir bozukluğunu size tarif edemem. Resmen içine şeytan kaçmış diyebilirim. Tabi ki kim olduğunu size söylemem. Belki de söylerim. Neticede bana güven olmaz
Kitap iyiydi hoştu ama sonlara doğru görünmez bir klişe amerikan romantik komedilerine hoşgeldiniz başlığı karşılıyor sizi. Gerçekleşme ihtimali %1 olan sahneler okumak hoşuma gitmedi. Biraz spoiler olabilir belki ama bir restoranda sevgiliniz beni affet temalı bir konuşma yaptığında ve sarılıp öpüştüğünüzde kimsenin ayaklara kalkıp sizi alkışlayacağını sanmıyorum. Ben alkışlamazdım. Özel hayatlarına bizi niye dahil etti ki şimdi bunlar diye kızabilirdim bile belki.
Kısacası yazar kitabın ortalarına beklenmedik entrikalar koyarak okuyucuyu coştururken sonunu klişenin de klişesi şeklinde bitirerek beni bir miktar üzdü. Yine de kitabın akışını, dilini ve konusu sevdim. Başı ve ortası için sonuna katlanmaya değerdi.
Sahte BalayıChristina Lauren · Yabancı Yayınevi · 20202,585 okunma
Bülbül, benim Kristin Hannah ile tanışma kitabım oldu ve neden daha önce tanışmamışız ki dedim. Yazarın kaleminin başarısını tartışılmaz buluyorum. Büyülemek için çabalamıyor ama siz yine de büyüleniyorsunuz. Abartısız bir anlatım ile ancak bu kadar yoğun duygular yaşatılabilirdi.
Kitabın konusu ilk okunduğunda çok ilgi çekici durmuyor olabilir. İkinci Dünya Savaşı teması kullanılarak o kadar çok kitap, film yazıldı çizildi ki bıkmış bile olabilirsiniz ama Bülbül'e bir şans vermeden geçmeyin derim.
Kitabı size ballandıra ballandıra anlatmak istiyorum ama spoiler vereceğim için yapamıyorum. O kadar çok fazla şey yüreğime dokundu ki. Viann'ı okurken anne olmanın ne demek olduğunu gördüm. Bir annenin ruhu acı içinde kıvranırken çocukları için çığlıklarını nasıl içine gömdüğünü gördüm.
Isabelle'i okurken özgürlük için insanların nasıl riskler alabileceğini, cesur sıfatının nasıl taşınması gerektiğini gördüm. Yine de bazı noktalarda İsabelle'e kızdım. Düşüncesizce davrandığını düşündüm. Kendi hayatını riske atmasına saygı duydum ama ailesinin hayatını hiç düşünmeden riske atmasını kabul edemedim.
Hikaye hem içler acısı şeylerin hemde helal olsun dedirtecek şeylerin bütünüydü diyebilirim. Birçok yerde gözüm dolmuşken son on iki sayfasında dayanamayıp ağlamaya başladım ve İsabelle'e duyduğum öfke anlamsız bir hal almaya başladı.
Kitabı inanılmaz beğendim. Okuyup beğenmeyecek birinin olduğunu düşünmüyorum.