• Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma
    Eskiden toplumumuzda “edep yahu” diye bir ahlâk kanunu vardı! Müslüman toplumunun yüzde doksan dokuzu da buna uyar edeplerinden taviz vermezlerdi. Yani edepsizlik yapmaz, insan gibi yaşarlardı! Eskilerimiz belki fakirdiler amma, gönülleri sevgi ve samimiyetle taşardı. Yani gönülleri, henüz modernizmzehiri ile zehirlenmemişti. Çünkü Allah korkusu diye bir şey vardı. “Re’su’l-hikmeti mehafetullah” diye bir umdeleri vardı Müslümanların! Müslüman, Müslümana iftira atmaz, kendi hevâlarına göre hareket etmezlerdi. Müslümanlar ahlâk diye bir şeye inanırlardı. Yani ahlâksız değillerdi! Başkasının söylemediğini, ona izafe edilmesinin ahlâksızlık olduğunu bilir, inanır ve ona göre hareket ederlerdi. Şimdi ise o “Allah korkusuna dayalı ahlâk sistemi” terk edilip, onun yerine “tango ve entel Müslümanlar” çıktı ortaya. Bunlar Resûlullah’ı bilmez, kendi ırklarından olmadığı için onu sevmez, onun Sünneti’ni kendisine rehber edinmez, İslâm’ın ne olduğundan habersiz, Kur’an ayetlerini bile kâle almayan, “whatsapçı İslâmcılar”dır ki; bunlar, kahve köşelerinde oturur, nargile çeker, onu-bunu çekiştirir ve kendi isimlerini ortaya çıkarmaktan korkan(çünkü kendi isimlerini verirlerse, hiçbir şey olmadıkları ortaya çıkar) ve tek sermayeleri slogan olan müfterilerdir! Kur’an-ı Kerim’e inanmadıkları için, Allah’ın, “size bir haber geldi mi, onu araştırınız” ayet-i kerimesine inanmadıklarından, ya da cehaletlerinden dolayı bilmediklerinden, araştırmadan, birilerine bir şeyler izafe ederler; daha doğrusu iftira ederler!. Bu taife-i cahiliye, asla kitap okumadıklarından, sadece internetten beslenirler. Özellikle yalan haberlere bayılırlar. Sansasyon yapmak için, zîrlerindekini açıklamaktan korktuklarından, hezeyanlarını, başkalarına söyletmeye çalışırlar! Oysa o başkalarının, bu haber hırsızı müfterilerinmekrinden haberi bile yoktur!


     Be hey mahlûklar! Bir şey söyleyecekseniz, neden onu söylemekten korkuyor, onu bu fakire söyletiyorsunuz! Siz cehaletinizden, kendinize göre hizmet ettiğinize inanıyor, benim söylemediğimi bana söyletiyorsunuz! Biliniz ki bu alçaklık size bir şey kazandırmaz. Yine biliniz ki ben, Allah’tan başka hiç kimseden korkmaz, inandığını söyleyen birisiyim ve hiç kimsenin hezeyan dolu iftiralarına da muhtaç değilim!

    Adını sanını duymadığım kendiniz gibi İslâm cahili artistleri makalelerime koyduğum şeklindeki hezeyanlarınızı da şerefsizliğinize veriyorum.

    Arkadaş! Bir bildiğin varsa, bunu kendi ağzından söyleme cesaretini neden gösteremiyorsun?

    Benim söylemediklerimi/yazmadıklarımı, söylüyor ve yazıyor göstermeniz size bir şey kazandırmaz!

    Şayet inanıyorsanız, biliniz ki sizi de murakabe eden Allah vardır!

    Yâ Rabbi! Bizi cahillerin cehlinden, müfterilerin iftiralarından ve münâfıkların nifaklarından koru. Âmin…
  • EDEP YA HU!
    Osmanlı Türkçesi'ni bilenlerimiz, birtakım eski hat levhalarına bakarak atalarımızın hangi
    düsturlar çerçevesinde bir hayat felsefesine sahip olduklarını az çok kestirebilirler.
    Eskiden evlerin, resmî dairelerin, ibadethanelerin ve insan ayağı basan pek çok mekânın
    duvarları, bu tür levhalardan en az birkaç tanesiyle tezyin edilmiş olur ve en dikkatsiz nazarları
    bile kendine celp edecek süslere, tezhiplere, bezemelere, işlemelere sahip bulunurlar
    imiş. Bunlardan birisi de "Edep ya Hu!" ibaresidir.
    En fazla talik yahut celi sülüs hat ile yazılan bu ibare, aslen tarikat adabına mugayir bir
    hareketi sadır olan dervişe hitaben, mürşit ağzından dökülür. Ancak zamanla yalnızca tasavvuf
    çevreleriyle sınırlı kalmayıp bütün bir Türk-İslâm kültürünü kaplayacak şekilde
    şöhret bulmuş, yaygınlaşmıştır. Bu bakımdan tasavvufî mekânların haricinde dahi Edep ya
    Hu'lara rastlamak mümkündür. "Edep ya Hu!" hatlarının üstat hattatlar elinde çeşitli istiflere
    bürünen şekillerinden en yaygın olanı bir Mevlevî sikkesini sembolize eden şeklidir
    ve genellikle de sikkenin çevresinde şu beyit yer alır:
    Ehl-i irfan arasında aradım kıldım taleb
    Her hüner makbul imiş illâ edeb illâ edeb
    Bilgeler, meclisinde kendine uygun bir hüner arayan kişinin her hünerden daha çok edebi
    makbul sayması, sufîlerin toplum vicdanına ne derecelerde tesir ettiğinin de delilidir.
    İslâm, elbette bir edep dinidir; ancak tasavvufta edebin apayrı bir yeri vardır. Tarikat
    adabının her kademesinde edep ön plandadır. Sufî, canlı olsun cansız olsun -ki onlara göre
    her yaratılmışın canı olduğu farz edilir- her şeye ve herkese karşı edebini korumak zorundadır.
    Kapının çarpılmadan yavaşça örtülmesi bir edeptir. "Kapıyı kapat" denilemez (Allah
    kimsenin kapısını kapatmasın); belki kapıyı ört, yahut sırla denilebilir. "Lambayı (mumu,
    ışığı) söndür" denilemez (Allah kimsenin ışığını söndürmesin); lambayı dinlendir denilir.
    Keza lamba yakılmaz, ancak uyandırılabilir. Birisi konuşurken sözünü kesmek, gizli konuşmak,
    mecliste fısıltı ile lâkırdı etmek, işaret ve işmar etmek, vs. hep edebe aykırı davranışlardır.
    Gezerken yere, ayağın sesi duyulmayacak derecede yumuşak basılmalıdır.
    Kapıdan çıkılırken arkasını dönmek edepsizliktir. Kapı eşiğindeki ayakkabılar dışarıya
    değil (zira bunun manası "git, bir daha gelme" demektir), içeriye doğru çevrilir. Uyuyan
    birini uyandırmak için onu sarsmak yahut adını ünlemek abestir. Bunun yerine yastığına
    parmak uçlarıyla vurulup hafif sesle "Agâh ol erenler!" denilir. Uyanan kişinin de yataktan kalkarken yastığını öpüp yorganıyla görüşmesi (görüşmek, tasavvuf tabiatındandır ve
    öpmek, yahut öpermiş gibi dudağa değdirmek manalarına gelir) bir edep kaidesidir. Bir
    şey alınıp verilirken keza aynı kaide geçerlidir. Yemek yiyenin ağız şapırdatması, ağızda
    lokma varken konuşması, kahveyi, çayı höpürdeterek içmesi, fincanı yahut bardağı ses çıkartarak
    tabağa koyması, yahut da sofrada kaşık ve çataldan ses çıkartması edep harici hareketlerdendir.
    Bütün bunlara günlük hayatın adabımuaşeret kaideleri arasına girmiş yüzlerce düsturu
    ilave edebilirsiniz.
    "Edebi edepsizden öğren" atalar sözü, ibret alma hasletinin telkininden ibarettir. "Eline,
    beline, diline" düsturu ise hakikat yolcusunun kendine ait olmayan bir şeyi almaması, uygunsuz
    kelâm söylememesi ve kimsenin namusuna halel getirmemesi demektir. Zaten edep
    kelimesi de e (eline), de (diline) ve b (beline) harflerinden müteşekkildir ve tam manasıyla
    insanın uyması gereken düsturların remzidir. Erenlerin "Elin tek, dilin pek, belin berk tut!
    " demesi de bunun dervişçesidir.
    Söz konusu tasavvufî edebin dışında, hayatın her kademesi bir edebe vabestedir. Yeme
    içmeden, giyim kuşama, hâlden kale, hükümet etmeden siyasete, nefes almadan ölüme, her şeyin bir edebi vardır. Günümüzde, bu edebi gösterebilecek alperenlere ihtiyaç vardır.
    Yoksa insana "Edep yahu!" derler!..
  • SA: Haftanın Yazısı-84/:

    İlahiyatçı Çarpması!
    Şaban ÖZ

    Hani bir makale yazdık ya, sağdan soldan maşallah birileri coştu... Neymiş efendim, ilahiyatçılar zamanında konuşsalarmış ya?

    Sevsinler sizin "ilahiyatçı dinleme" ayaklarınızı!

    İnsaf kardeşim insaf!

    Açın ihraç listelerine bir bakın bakalım, kaç tane ilahiyatçı ihrac edilmiş kaç tane diğer bölümlerden...

    İnsaf kardeşim insaf!

    Ne zamandan beri ilahiyatçılar dinler oldunuz?

    Ne zamandan beri ilahiyatçı söylüyorsa doğrudur dediniz?

    Bakın sağınıza solunuza ilahiyatçılar sizi yine uyarıyor... Yıllardır yaptıkları gibi...

    Şeyhlerinize karşı, hocaefendilerinize karşı, kendi kendilerine âlim diyenlere karşı...

    Uyarıyorlar da uyarıyorlar!

    Peki siz ne yapıyorsunuz?

    İtibar cellatlığı!

    Dahası var ama! Değil mi ama... Daha iki hafta oldu...

    Yahu siz değil misiniz kediciklerin sahibinin zulmüne uğrayan bir araştırma görevlisi kardeşim için dahi imza atmaktan korkan??

    Yahu siz değil misiniz, cemaatin suyuna gitmedi diye kadrosu verilmeyen hocalara sessiz kalan??

    Yahu siz değil misiniz, ilahiyatçılar uyardığı zaman kanaat önderlerine hakaret edemezsiniz diyen?

    Yahu siz değil misiniz, ilahiyatçılar uyardığı zaman siz de onlar kadar hizmet edin de öyle konuşun diyen?

    Yahu siz değil misiniz, fetö ile kol kola girip ülke ülke gezerken ilahiyatçılara saydıran??

    Yahu siz değil misiniz, ithal edilen dekanlara sessiz kalan?

    Yahu siz değil misiniz, ilahiyatlardan felsefe dersi kaldırıldığı zaman zil takıp oynayan?

    Yahu siz değil misiniz, ilahiyatların adı kapatılmaya kalkıldığı zaman gerdan kıran?

    Yahu siz değil misiniz, ilahiyatçılar bizim kafamızı karıştırıyor diye aleyhlerinde atıp tutan??

    Yok! Ama daha bitmedi...

    Biraz daha gidelim belki bir parça mahcubiyet duyarsınız!

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da; biz hocaefendi deriz diyenler mi uyardı?

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da hadi ayakkabının bağını yetiştirin de göreyim diyenler mi uyardı?

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da, gözlerinde hüznü gördüm diyenler mi uyardı?

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da, terli peçetelerini yutanlar mı uyardı?

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da, kadından kızdan başka konu bilmeyenler mi uyardı?

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da, kediciklerin babası mı uyardı?

    Sizi ilahiyatçılar uyarmadı da, kendilerine âlim diyenler mi uyardı?

    Edep ya Hû! Edep!

    Bitmedi yalnız!

    İlahiyatçılar aklınızı kiraya vermeyin demedi mi?

    İlahiyatçılar sorgulayın demedi mi?

    İlahiyatçılar Kur'ân ve Sünnetten ayrılmayın demedi mi?

    İlahiyatçılar fotoğraf üzerinden kurban kesimi olmaz demedi mi?

    İlahiyatçılar mehdi, mesih gelmeyecek gaza gelmeyin demediler mi?

    İlahiyatçılar, Allah'ı bırakıp hocaefendilerinizi rabler edinmeyin demdiler mi?

    İlahiyatçılar, cemaatçilik yapmayın demediler mi?

    Edep ya Hû! Edep!

    Bitti mi? Devam edelim mi?

    Yeter mi?

    Dinlemediniz... Dinlemiyorsunuz... Dinlemeyeceksiniz!

    Bari susun!

    Susun!

    Susun!
  • "Ayık kişi yoktur alemde. Kimi işrette küfeliktir, kimi zikrette.
    Edep, buna "Eyvallah!" diyebilmektir.
    Sen tutar, "Edep yahu!" dersin.
    Yahudi havradan havraya, Hıristiyan pazardan pazara, Müslüman namazdan namaza hatırlar Allah'ı.
    Ayıptır.
    Sen buna din dersin.
    Her masum günaha koşar. İmandır bu.
    Sen buna küfür dersin."
  • Bir magazin gazetesi olan Posta’nın 1996’dan bugüne 22 senelik genel yayın yayın yönetmeni olan Rıfat Ababay da basın hayatından tasfiye edildi. Hem Türk medya ortamında hem bizim milliyetçi-muhafazakâr camiada Posta gazetesi ciddi ve önemli bir yayın organı olarak görülmediği için Ababay’ın tasfiyesi önemli bir hadise olarak görülmeyebilir ama sembolik değeri büyüktür.
    Rıfat Ababay bu ülkenin Müslümanlarının inim inim inletildiği 28 Şubat askerî darbesinden de kalan son genel yayın yönetmenidir. O darbe döneminde Posta gazetesi de aynı babası Hürriyet gazetesi gibi iğrenç darbeci manşetler atmıştı. Hatta Rıfat Ababay’ın Posta gazetesi magazinel sığlık içinde dindarlara çok daha fazla belaltı vuran bir gazeteydi. Zaten tüm AK Parti iktidarı boyunca Rıfat Ababay zihniyeti bu ülkenin dindarlarına, milliyetçilerine ve muhafazakâr Müslümanlarına saldırmaya devam etti. 17-25 Aralık darbe teşebbüsünde Posta’nın manşetlerine ve yazılarına bakın, rezildir. Hele MiT tırları hadisesinde de çok çirkin yayınlar yapılmıştır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve ailesine yönelik edep sınırlarını aşan birçok manşet ve yazı çıkmıştır Ababay’ın gazetesinde. 7 Haziran 2015 sonrası Posta manşetleri kepazeliktir. Tamamen DEVLET güçlerinin karşısında malum örgütlerin istediği tipte yayın yapılmıştır.
    Rıfat Ababay her zerresiyle bir eski Türkiye kalıntısı gazeteciydi ve tasfiye edilmesi zorunluydu. Böyle bir eski Türkiye mahsulüne övgüler yağdıranlar da aynaya bakmalıdır. Vicdan ve ahlak adına Ababay’ın övülecek hiçbir yanı yoktur. Her şeyden önce kadınlarımızı cinsel meta olarak her sayfada nerdeyse çırılçıplak sergileyen Rıfat Ababay’ın Posta zihniyeti kadınlarımıza hakaret etmiştir. Şimdi bakıyorum her yerde bu zihniyete -biraz da düzmece haberlerle- övgüler yazdırılıyor. Utanç verici...
    Yalnız takdir etmek lazım, bu 28 Şubat kalıntısı Ababay kendi ile ilgili uydurma övgü haberleri yaptırmayı da iyi beceriyor. Bu konuda Ahmet Hakan’a ders de verebilir. Yok efendim Demirören Ailesi yalvarmış da bu Ababay da “Gazeteye dokunmayacaksınız” demiş de vs... Yahu Rıfat Ababay çoktan gönderildi arkadaşlar ama Ababay kurnaz adam olduğu için bu süreci gördü, kabul etti ve sonra hemen istifasını verdi. Mesela bir Ahmet Hakan gibi direnirse Kanal D’den teneke bağlanarak gönderildiği gibi kovulacağını fark etti.
    Sonrasında da elbette medeni biçimde Demirören Ailesi Ababay’a yol verdi. Geri kalan haberler yalandır. Fakat Ababay öyle hırslı bir adam ki, Candaş Tolga vasıtasıyla yakın olduğu Acun Ilıcalı üzerinden şimdi de TV ekranlarına zıplamak istiyor. Kimse kusura bakmasın böyle bir rezalete de DEVLET izin vermez. Ababay’ın medya hayatı artık bitmiştir. Şimdi de TV sunucusu olacağı yönünde tuhaf tuhaf haberler yaptırmaya başladı Ababay.

    Olgun bir insan, çocuk gibi böyle kendini belli eden PR haberleri yaptırır mı? Magazinci Posta’nın yayın yönetmeni de bu kadar olgun olabiliyor işte. Daha yakın zamana kadar Posta’da Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve ailesi aleyhine bu kara propaganda yayınlarını yaptıran Rıfat Ababay’ı Acun Ilıcalı ve Esat Yontuç anaakım ekrana taşıyacak öyle mi? Buna kargalar bile güler. Zaten hem Acun hem Esat akıllı adamlardır. Böyle bir şeye hayatta teşebbüs etmezler.
    İşte bakın 22 Mart 2018 medya devriminden beri ne yazarsam çıkıyor. 28 Şubat darbesinden kalma, eski Türkiye kalıntısı biri daha tıpkı Fikret Bila gibi medya hayatından tasfiye edildi. Bundan başka yeni isimler de sırada. Çünkü yeni Türkiye kazandı ve eski Türkiye kaybetti. Bu kadar net bu.
  • An gelir,her şey kabul edilebilir görünmeye başlar gözüne. Doğru yolu bulmak denir buna.
    Sen buna yoldan çıkmak dersin.
    Aşkta da kumarda da kaybedersin an gelir. Belki de şanstır bu.
    Sen kendine şanssız dersin.
    Ayık kişi yoktur âlemde. Kimi işrette küfeliktir, kimi zikrette. Edep, buna "Eyvallah!" diyebilmektir.
    Sen tutar, "Edep yahu!" dersin.
    Yahudi havradan havraya, Hıristiyan pazardan pazara, Müslüman namazdan namaza hatırlar Allah 'ı.
    Ayıptır!
    Sen buna din dersin.
    Nadiren aşığa kısmet olur mâşuk. Canlar huzura atılır karşılıklı.
    Sen buna ne dersin?
    Sezgin Kaymaz
    Sayfa 7 - İletişim Yayınları