• Bir magazin gazetesi olan Posta’nın 1996’dan bugüne 22 senelik genel yayın yayın yönetmeni olan Rıfat Ababay da basın hayatından tasfiye edildi. Hem Türk medya ortamında hem bizim milliyetçi-muhafazakâr camiada Posta gazetesi ciddi ve önemli bir yayın organı olarak görülmediği için Ababay’ın tasfiyesi önemli bir hadise olarak görülmeyebilir ama sembolik değeri büyüktür.
    Rıfat Ababay bu ülkenin Müslümanlarının inim inim inletildiği 28 Şubat askerî darbesinden de kalan son genel yayın yönetmenidir. O darbe döneminde Posta gazetesi de aynı babası Hürriyet gazetesi gibi iğrenç darbeci manşetler atmıştı. Hatta Rıfat Ababay’ın Posta gazetesi magazinel sığlık içinde dindarlara çok daha fazla belaltı vuran bir gazeteydi. Zaten tüm AK Parti iktidarı boyunca Rıfat Ababay zihniyeti bu ülkenin dindarlarına, milliyetçilerine ve muhafazakâr Müslümanlarına saldırmaya devam etti. 17-25 Aralık darbe teşebbüsünde Posta’nın manşetlerine ve yazılarına bakın, rezildir. Hele MiT tırları hadisesinde de çok çirkin yayınlar yapılmıştır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve ailesine yönelik edep sınırlarını aşan birçok manşet ve yazı çıkmıştır Ababay’ın gazetesinde. 7 Haziran 2015 sonrası Posta manşetleri kepazeliktir. Tamamen DEVLET güçlerinin karşısında malum örgütlerin istediği tipte yayın yapılmıştır.
    Rıfat Ababay her zerresiyle bir eski Türkiye kalıntısı gazeteciydi ve tasfiye edilmesi zorunluydu. Böyle bir eski Türkiye mahsulüne övgüler yağdıranlar da aynaya bakmalıdır. Vicdan ve ahlak adına Ababay’ın övülecek hiçbir yanı yoktur. Her şeyden önce kadınlarımızı cinsel meta olarak her sayfada nerdeyse çırılçıplak sergileyen Rıfat Ababay’ın Posta zihniyeti kadınlarımıza hakaret etmiştir. Şimdi bakıyorum her yerde bu zihniyete -biraz da düzmece haberlerle- övgüler yazdırılıyor. Utanç verici...
    Yalnız takdir etmek lazım, bu 28 Şubat kalıntısı Ababay kendi ile ilgili uydurma övgü haberleri yaptırmayı da iyi beceriyor. Bu konuda Ahmet Hakan’a ders de verebilir. Yok efendim Demirören Ailesi yalvarmış da bu Ababay da “Gazeteye dokunmayacaksınız” demiş de vs... Yahu Rıfat Ababay çoktan gönderildi arkadaşlar ama Ababay kurnaz adam olduğu için bu süreci gördü, kabul etti ve sonra hemen istifasını verdi. Mesela bir Ahmet Hakan gibi direnirse Kanal D’den teneke bağlanarak gönderildiği gibi kovulacağını fark etti.
    Sonrasında da elbette medeni biçimde Demirören Ailesi Ababay’a yol verdi. Geri kalan haberler yalandır. Fakat Ababay öyle hırslı bir adam ki, Candaş Tolga vasıtasıyla yakın olduğu Acun Ilıcalı üzerinden şimdi de TV ekranlarına zıplamak istiyor. Kimse kusura bakmasın böyle bir rezalete de DEVLET izin vermez. Ababay’ın medya hayatı artık bitmiştir. Şimdi de TV sunucusu olacağı yönünde tuhaf tuhaf haberler yaptırmaya başladı Ababay.

    Olgun bir insan, çocuk gibi böyle kendini belli eden PR haberleri yaptırır mı? Magazinci Posta’nın yayın yönetmeni de bu kadar olgun olabiliyor işte. Daha yakın zamana kadar Posta’da Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve ailesi aleyhine bu kara propaganda yayınlarını yaptıran Rıfat Ababay’ı Acun Ilıcalı ve Esat Yontuç anaakım ekrana taşıyacak öyle mi? Buna kargalar bile güler. Zaten hem Acun hem Esat akıllı adamlardır. Böyle bir şeye hayatta teşebbüs etmezler.
    İşte bakın 22 Mart 2018 medya devriminden beri ne yazarsam çıkıyor. 28 Şubat darbesinden kalma, eski Türkiye kalıntısı biri daha tıpkı Fikret Bila gibi medya hayatından tasfiye edildi. Bundan başka yeni isimler de sırada. Çünkü yeni Türkiye kazandı ve eski Türkiye kaybetti. Bu kadar net bu.
  • An gelir,her şey kabul edilebilir görünmeye başlar gözüne. Doğru yolu bulmak denir buna.
    Sen buna yoldan çıkmak dersin.
    Aşkta da kumarda da kaybedersin an gelir. Belki de şanstır bu.
    Sen kendine şanssız dersin.
    Ayık kişi yoktur âlemde. Kimi işrette küfeliktir, kimi zikrette. Edep, buna "Eyvallah!" diyebilmektir.
    Sen tutar, "Edep yahu!" dersin.
    Yahudi havradan havraya, Hıristiyan pazardan pazara, Müslüman namazdan namaza hatırlar Allah 'ı.
    Ayıptır!
    Sen buna din dersin.
    Nadiren aşığa kısmet olur mâşuk. Canlar huzura atılır karşılıklı.
    Sen buna ne dersin?
    Sezgin Kaymaz
    Sayfa 7 - İletişim Yayınları
  • EDEP YAHU EDEP, BUGÜN BİR İYİLİK YAP.
  • Sevgili Eşek Kardeşim;

    Mektuplarını alınca çok şaşırdım. İğnemle kanatlarım birbirine girdi. İnanır mısın? Ben inanmadım. İnanmadım tabii. Tahtalıköy'e kim gitmiş de mektup göndermiş? Hem de mürekkep yalamış bir merkep... Hiç hayatımda duymadım. Zarfın üzerinde şu pulları da görmesem https://imgyukle.com/i/Vqzl0 , daha da inanmazdım. Dedim işin içinde Aziz Nesin varsa, vardır bir bildiği. Hem de taa 1957 yılında gönderilmiş, elime daha yeni geçiyor. Demek ki ordaki zaman kavramıyla burdaki de farklı eşek kardeş. Ne edem, ne diyem, nerelere gidem bilemedim. Benim bu yazdıklarım da eline ne zaman ulaşır bilemeyeceğim ya da çoktan ulaştı da haberim mi yok? Zaten az biraz aklım vardı, senin yazdıklarını okuyunca o da gitti. Dut yemiş eşekarısı gibi kalakaldım. Düşündüm, düşündüm. Bir akıl sır erdiremedim.

    Baktım da o zamandan bu zamana pek de değişen olmamış eşek kardeş. İnsanlar hala aynı. Ölen öldüğüyle kalıyor. Borcun varsa onlara, arkandan ağlarlar. Öldüysen, kuytu köşede gelip ceplerini yoklarlar. İzleyip, izleyip giderler. Yardım ederiz derler, kolunu çıkarırlar. Ayrı bir vurdumduymazdır onlar. Kan kaybından ölsen, eskimiş pabuç teki gibi kalakalırsın ortada. Bir el atalım da yetiştiriverelim demezler. O da ne ki? Sıradan ölüm bu yahu, deyip beğenmezler; ulu orta asılacak adam ararlar, şöyle zevkine vara vara izlemelik.

    Ben de senin yazdıkların sayesinde, drone kamera gibi yukarılardan uçarak bir öte dünyayı bir bu dünyayı izledim durdum. Bilirsin ben fazla yüksekten uçamam. Ama gözlem yapmak benim işim, bal da yapamayınca... Neler yaşamışsın da haberimiz olmamış. Hani Snoopy diye bir köpek vardı, hatırlar mısın eşek kardeş? Sahibi Charlie Brown teselli ediyordu onu: Merak etme, bir gün hepimiz öleceğiz! Teselli olur mu hiç zavallı Snoopy? Doğru ama diğer günlerin hepsinde yaşayacağız, diye üzülüyordu. Meğer ölmek daha zormuş ya eşek kardeş, gördüm de şaşırdım. Sanki yaşarken çok güzel yaşıyorduk ya... Ölümden sonrası meğer ayrı bir ızdırapmış. Adam - pardon eşek-  şöyle bir keyfiyle ölemez mi? Ölüye kırk takla attırırlar da öyle huzura erdirirlermiş. Bizim camiada bir laf vardır: İt ite, it kuyruğuna, derler. O misal. Bu ölümün de ne çok bürokrasisi varmış! Bir an evvel gömelim gitsin, demezlermiş. Yakının varsa, torpilin varsa ohh ne ala yaşadın. Pardon, huzurla ölebildin. Hani tek eşit olduğumuz şey ölümdü? Orda da eşitlik yokmuş meğerse eşek kardeş. Sahip çıkanın, mezar bulanın yoksa yandın. Bir ordan, bir buraya. Ya da morglarda sürünürsün. Ölme eşeğim ölme... Yaz gelsin de yonca bitsin!

    Hadi işin yaver gitti ya da seni başkasının ölüsü diye kakaladılar da gömüldün, diyelim. Yalancının mumu yatsıya kadar! Foyan ortaya çıktı mı, mezara girsen de huzur yok. Bir ademoğlu gelip de üç kulhu bir elham okumaz. Gelen varsa da mezara tükürür gider. Hay ben böyle Dünya'nın, dersin. Amma velakin, Tahtalıköy'de de rahat edemezsin. Hem, ne çok konuşur bu ölüler? Benim bile beynim şişti eşek kardeş! Cehenneme gider, huzur bulursun; rahata erdin diye alır cennete gönderirler. Tam Tahtalıköy yani... Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal!

    İnsanlar, sizleri aşağılamak için derler ya hani: İnsanda yok ise edep; okusa, alim olsa da yine merkep, yine merkep... Kurban olsunlar size! Sen hiç kafana takıp da üzülme Eşek Kardeş. Her nasılsa; insanlık ölür, hayvanlık ölmez! http://youtu.be/oNT2dimuJCA

    Öperim kulaklarından. Pek Hürmetli Kardeşin Eşekarısı...
  • Edep yahu edep