Romanda çocukluğu itibariyle tanık olduğu kötü yaşam koşulları sebebiyle acıma duygusu olmayan bir öğretmen olan Zehra'nın serüveni anlatılır. Zehra'nın böyle katı olmasının altında yatan asıl sebep çocukluğunda başta babasının annesine ve büyükannesine karşı tutumları gibi görünür ancak gerçek hiç de öyle değildir. Gelin bu romana birlikte panoramik açıdan bir göz atalım.
Zehra okulun baş muallimesidir. Dürüst onurlu, karakterli, mesleğinin gerektiği tüm vasıfları taşımaktadır. Ancak geçmişte tanık olduğu kötü olaylar onda merhamet duygusunu azaltmıştır hatta yok denecek derecededir. Yok diyemeyiz tabii o ayrı mesele. Bu sebeple Zehra okulda ufacık yaramazlık yapanları cezalandırır, üstü başı yırtık öğrencileri ise derse almaz. Maarif müdürü Tevfik Bey onu zaman zaman uyarır ve nasihat verir. Tevfik Bey Zehra'yı bu özelliğinden dolayı defalarca kez uyarmış olmasına rağmen Zehra'nın davranışlarında hiç bir değişiklik görülmemiştir. Bir gün bölgenin vekili olan Şerif Bey Zehra'nın okulunu ziyarete gider. Şerif Bey Zehra'nın babasının sağlık durumunun hiç iyi olmadığını bu nedenle Zehra'nın mutlaka İstanbul'a gidip babasını görmesinin gerektiğini söyler. Fakat Zehra sert bir tavırla babasının olmadığını söyleyerek yanlarından ayrılır. Daha sonra babasının ölüm döşeğinde olduğu haberi gelir. Zehra,yine babasının olmadığını ve İstanbul'a asla gitmeyeceğini söyler. Tevfik Bey,artık Zehra'nın bu davranışlarına anlam veremez ve ondan bir açıklama yapmasını ister. Zehra artık dayanamaz ve ağlayarak her şeyi anlatmaya başlar ''Geçen gün sizden hakikati sakladım..Babamı inkar ettim...Fakat bu büsbütün yalan sayılmaz, Mürşit Efendi üzerimde babalık haklarını kaybetmiş bir...Bir biçaredir...Biçare diyorum. Layık olduğu kelimeyi söylemeye dilim varmıyor.Belki şu saatte