Kayıt günü evden aldık Musa Amca'yı, birlikte gittik stüdyoya. Hepimiz çok heyecanlıydık ama Musa Amca biraz daha heyecanlıydı galiba. Yol boyu epeyce sigara içti.
Günay Aslan'ın "Üniformalı Kasaplar" kitabını okumamla başladı aslında
Musa Amcayla öyküm.
Kısacık bir öykü oldu maalesef ama yolumda
yürürken hala benimle, kalbimde uyuyor.
Kitapta anlatılan konu beni öyle sarsti ki; Nevala Qasaba adlı şarkı aynı gün çıktı ortaya.
Şarkının başında bir anlatı da vardı. Bu metni yazarken
"Kim okumalı?" sorusu aklımdaydı hep. Eski eşim Ali Abbas Akkaya,
Özgür Gündem Gazetesi'nde çalışıyordu. Konuyu açınca fikir O'ndan geldi.
Sesi Mezopotamya'yı, o topraklarda yaşanan acıyı taşıyan bir insan olmalı deyince,
Musa Amca'dan başka kim olabilirdi ki? Fakat acaba kabul eder mi sorusu heyecanıma endişe de katıyordu. Neyse ki uzun sürmedi bu
endişem.
Musa Amcayla bağlantı kurup, hemen ertesi gün için sözleştik;
bizi evine davet etti.
Evi, Maltepe'deydi. Kapısına vardığımızda ilk dikkatimi çeken şey, çelik
kapının dışına yapılmış bir demir kapı oldu. Kapıyı çaldık, genç bir arkadaş
açtı ve bizi içeri buyur etti. Uzun zamandan beri, gönüllü olarak Musa
Amca'nın asistanlığını yapan, dost canlısı candan bir arkadaştı.
Musa Amca gelince çok heyecanlandım. Kendimizi tanıttıktan sonra, demir
kapıyı sordum. Tehdit edildiğini, güvenlik için taktırdıklarını söyledi. Fakat
o kapıyı sonraki ziyaretlerimde de hiç kapalı görmedim.
Kabul etti önerimizi. Yazdığım metni, Kürtçeye çevirip şarkının finalinde
okumayı da kararlaştırdık. Hatta biraz da şımarıp, Avusturya İşçi Marşı'nın