Bir kadının sınır koymadığı sürece bir şeyler yaratabilmesi çok zor. Çünkü dünya, bir kız çocuğunun kız olduğunu bildiği andan itibaren, onun bütün sınırlarına müdahale etmeyi müdahaleden saymıyor.
İnsanlar “kadın” deyince zihinlerinde bir şey yaratıyor, sonra da zihinlerinde yarattıklarına kadınlara uymamızı istiyorlar. Bunu yaparken baskı uyguladıklarının da farkında değiller üstelik.
Ben çocukken “Ağaç yaşken eğilir.” atasözü sık kullanılır, okullarda öğretilirdi. Daha ilkokul birdeysen defterimize sayfalar dolusu “ağaç yaşken eğilir” yazar, bu sözün anlamını öğretmenimiz sanki çok matah bir şeymiş gibi anlattığında onu sorgulamak hiç aklıma gelmezdi. Yaştık ve eğilmemiz gerekiyordu; bizi be kadar erken eğerlerse o kadar iyi olurdu. Bütün çocukların yaşken eğilmesi gerekir ama kız çocuklarının daha da eğilmesi gerekir. Onun önünde eğilmesi gereken daha fazla merci vardır çünkü.
Kültür, taşıyıcılığını toplumlarda hep kadınların yaptığı bir şey. Kadınlar, kendileri ezildikleri için kızlarını ezdiler ve onlara herkes tarafından ezilmesini öğrettiler. Toplumlarındaki kız çocukları üzerinde böyle bir baskı kurup o baskıyı onlarda rasyonelize etmeselerdi, içselleştirmeselerdi, o kız çocukları büyüyüp başka kadınların kötülüğünü dileyen canavarlara dönüşmezlerdi.
“Hanımcı” diye bir tabir öğrendi . Bir erkek karısının hislerini dikkate aldığında kullanılan bu tabir, erkeğin karısına insan gibi davranmasıyla alay eden, kadına kaba davranmayı, kadının hislerini hiçe saymayı normalize eden ve karısına nazik muamele eden erkeğin bu muamelesiyle açıktan alay etmek suretiyle, herkesi de toplum baskısıyla kadına kötü muameleye yönelten bir söz.