Ben ne yapmam gerekirse onu yapıyordum. Üstelik sadece bir çocuktum. Meğer değilmişim. Biraz önce olanlar, iki kulağıma da bağırıyordu artık: Sen bir çocuk değilsin!.. Bilemezdim... Bilmiyordum... O insanların gözünde bu kadar çirkin olduğumu bilmiyordum...
Simgelere bulanmış olan dünya, altın suyuna batırılmış, boktan bir alliance’tı. Bütün o simgeler üzerinden döküldüğünde nasıl bir tezgah olduğu elbet ortaya çıkacaktı.
'Hepimiz büyüme çağındaydık. Kaç yaşında olursa olsun, herkes. Bütün dünya. Döne döne geçiyorduk büyüme çağından. Başımız döne döne... Bu yüzden yiyorduk ve yemeliydik. Birbirimizi ve her şeyi. İhtiyacımız vardı. Bir an önce büyümek için. Bir an önce büyüyüp de gebermek ve yerimizi başkalarına bırakmak için. Yeni bir çağ başlasın diye. Mümkünse bu çağa benzemeyen... Çünkü bizden bir bok olmayacağını anlamıştık. O kadar da aptal değildik. O kadar da değil..'