"İnsan bunca yoğun ve yüklü, bir nefreti, bir umutsuzluğu, bir mutsuzluğu taşırken kimseyi sevemez, gerçekten sevemez. Sevmeyi becermek için biraz mutlu olmak gerekiyor. Anlıyor musun?"
"Seni seviyorum," diyor.
"Ben de," demek istiyorum... Ben de, ben de, ben de, ben de, ben de,
demek istiyorum.
Diyemiyorum. Ansızın bunu artık hiçbir zaman, hiç kimseye diyemeyeceğimi ayrımsıyorum. İçimi büyük bir ıssızlık kaplıyor. İçimde git git bitmeyen uzun bir bozkır. Çok değerli bir şeyimi yitirmiş olduğumu anlıyorum.
"Ben zaten hep düşünüyorum. Bu yüzden hiçbir ilişkim sürmüyor, hiçbir ilişkiyi götüremiyorum, kuramıyorum, sürekli kılamıyorum; düşünüyorum, sürekli düşünüyorum, düşünmekten yaşamaya vakit bulamıyorum. Düşünmekten hiçbir şeye vakit bulamıyorum."
"Sonsuza dek uzatamayacağınız kısa zaman dilimlerinde yaşadığımız şeyin adıydı aşk. Parçalanmış hayatımızda, parçalanmış kimliğimizle bölük pörçük yaşayabildiğimiz bir şeydi."
"Onu ölünceye kadar hiç unutamayacağını düşünüyor şimdiden. Ömrünün sonuna dek hiç görmese bile, onu her gün hiç olmazsa bir kez anımsayacağını; içinde keskin bir buruklukla, derin bir içsızısıyla anacağını düşünüyor."