Parfümün Dansı...Tom Robbins , sen neymişsin, beyninde nasıl bir hayal gücü dolaşıyormuş! İyi, kötü, biraz karanlık, biraz aydınlık, hem ahlaklı hem uçarı, oturaklı olmasına karşın bir o kadar da deli bir kitap.Usta bir aşçının elinden çıkmış gibi.
Kitabı okuyalı aslında bir yıla yakın bir zaman oldu.Kitap hakkında konuşabilmek için bir hayli de hızlı okumuştum. Ancak kitabın içindeki masal o kadar içine çekiyor ki unutması pek mümkün olmuyor insanın. Küçük bir İskandinav topluluğunun kralı olan Alobar, ülkesinde krallığın verdiği keyif ve rahatlıkla yaşarken işler yolunda gitmiyor ve ölümsüzlüğe meydan okumak için yola çıkar. Doğu'ya doğru yol alan kral yolculuğu sırasında da Yunanistan'da zevkin ve çobanların tanrısı Pan ile tanışır. Bundan sonra da yolculuğu daha absürt hale gelir. Hindistan sonra tekrar Avrupa, en sonunda da Yeni Dünya'ya uzanan ölümsüzlük ve bilgelik yolcuğu sürüp gider. Tabii bir de onda ölümsüz aşkı bulduğu Hintli Kudra vardır.
İlk sayfa ile beraber okuyucuyu farklı ve mizahi bir üslup karşılıyor. Kelimelerle zekice oynanmış, temposu asla düşmeyen bir üsluba sahip Tom Robbins.Okudukça güldüm, okudukça düşündüm. Ölümsüzlüğe bile inanmaya başladım. Aslında yazarın da amacı buydu bence. Kitabın kapağını kapattığında okuyucuya ölümsüzlüğü inandırmak, hayatın ne ciddiye alınacak ne de alaya alınacak bir olgu olduğunu öğretmek, bir başka deyişle hayatı koklatmak. İnsan yaşarken de ölümsüzlüğü hissedebilirmiş meğer.Sanırım bende isterdim sevdiğim insanla Sultan Mehmet döneminde yaşayıp daha sonra günümüz festivallerine de katılabilmeyi.
Kitabın birçok yere ateşli bir ok fırlattığını söylemeden geçemeyeceğim. Sürekli konuşuyor, konuşuyor ama söylediklerinin hiçbiri boş şeyler değil. İçi bilgelik ile doldurulmuş sözler. Kitabı Simyacı'ya
Marx'ın daha sonra Kapital'de göstermeye çalıştığı gibi para, dürüst çalışmayla elde edilmiş artığın kapitalist sınıfın doymak bilmez birikim arzusunu tatmin etmek için ele geçirilip “somutlaştırılması” sonucu metalaştırılan emektir. Bu gibi görüşler kolay değişmez. 1970 gibi yakın zamanlarda bile Avrupa Komünistleri parasız bir dünyaya özlem duyuyorlardı. Fakat hiçbir komünist devlet -Kuzey Kore bile- parayı ortadan kaldırmayı uygulanabilir bulmamıştır.