Suyun üzerinde yürüyen nice kişileri naklederler. İbrahim el-Harbi şöyle demiştir: "Bir kişinin suyun üzerinde yürümüş olduğuna dair haberler kesinlikle sahih değildir." Bu zahitçilik yapanlar İbrahim'in sözünü duyduklarında şöyle diyorlar: "Siz salih evliyaların kerametlerini inkar mi ediyorsunuz?" Biz de onlara şöyle diyoruz: "Biz kerametleri inkâr edenlerden değiliz, bilakis sahih olarak nakledilenlere tabi olup kabul edenle riz. Salihler ise kendi görüşleri doğrultusunda ibadet edenler değil, şeriata tabi olanlardır."
Bir hadiste şöyle geçmektedir.
"Muhakkak İsrailoğulları kendilerini zora soktular, Allah da onları zora soktu."
Bu zahitler nice defa fakirliğe teşvik etmişlerdir. Öyle ki insanları mallarını ellerinden çıkarmalarına sevk etmişlerdir. Sonra bu kişiler bu yaptıklarından dolayı ya ihtiyaç anında öfkelenmişler ya da insanlardan istekte bulunmaya maruz kalmışlardır. Onların insanları az yemeğe teşvik ettiklerinden dolayı nice Müslüman eziyet görmüştür. Oysa ki Peygamber şöyle buyurmuştur:
"Midenin üçte biri yemek, üçte biri içecek, üçte biride kişinin kendisi içindir."
Bunlar ise hadiste geçen şeyle yetinmediler. Öyle ki insanlara aşırı derecede az yemelerini ve içmelerini emrettiler.
Ebû Tālib el-Mekki "Kütu'l-Kulüb" adlı eserinde şöyle nakletmiştir: "Onlardan kiminin azığı ıslak hurma yaprağı köküydü, her gece onun ıslaklığından birazı gidiyordu." Ben çocukluk çağımdayken el-Mekkî'nin bu sözüne uyanlardandım. Bu yaptığımın neticesinde bitkinlik geldi, böyle yapmam yıllarca hasta olmamı beraberinde getirdi. Ne dersin, böyle yapmak hikmetin gerektirdiği veya şeriatın kendisine teşvik ettiği bir şey midir?