Bugüne kadar verdiği işaretlere bakarak söyleyebiliriz ki çevreciler hedeflerine mevcut siyasî, sosyal, ekonomik kuruluş ve işleyiş tarzının bünyesini korumak suretiyle ulaşmak istiyor. Devletlerin idari yapılarında çevre meselesiyle ilgilenen birimler şimdiden var ve böyle birimleri ihdas etmekle hiçbir devlet diğer fonksiyonlarında aksama doğacağı telaşına düşmüyor. Çünkü çevre korumacılığı bir şeyleri değiştirmek için değil, bir şeyleri sağlamlaştırmak için sistemin beyni tarafından icat edilmiş bir düşüncedir.
ANAP günümüzde en sadık Kemalist çizgiyi temsil ediyor derken Türkiye'de tek parti döneminde sistemin gerekleri nasıl yerine getiriliyor idiyse, günümüzde de yapılan işin özdeş değerde olduğunu ifade etmiş bulunuyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti bir şeyin sonu olduğu kadar, bir şeyin de başlangıcıdır. Bazıları diyeceklerdir ki Türkiye Cumhuriyeti şeriat hükümleriyle, halife-sultan tarafından yönetilen Osmanlı İmparatorluğu'nun sonu, ve fakat batıcı-laik kanunlarla yönetilen milli bir devletin başlangıcıdır. Durumu bu basitleştirme içinde görenler tarihin seyrinden ve tarihin oluşumundaki gizli dinamik(ler)den habersiz kalanlardır. Gerçekte Türkiye Cumhuriyeti büyük (belki de çok büyük) bir bedel karşılığında İslâm topraklarından bir bölümünün Batı medeniyetinin doğrudan kontrolünden kaçırılışıdır.
Size çok tuhaf geleceğini bile bile şu kadarını peşinen söylemek isterim ki günümüz Türkiye'sinde Kemalizmden yana çıkanlar da, Kemalizme hücum edenler de müştereken aynı cepheyi tutmaktadırlar. Bu cephe, üzerinde yaşadığımız toprakların ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanların dünya üzerinde temayüz etmiş bir konuma gelmelerini önleyici bir görevi yerini getirmek üzere teşkil edilmiştir.
Türkiye'de Kemalizm bazılarının istedikleri dozda, bazılarının istedikleri tarzda ve nihayet bazılarının kazançlı çıkacağı bir dille eleştirilmektedir.