Emre

Sanki her düşüncem kuvvet ve her kuvvet muvaffakiyet olmuştu. “Cihan yıkılsa Türk yılmaz!” diyordum.
Sayfa 18
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Rauf Bey kendisine nerede ne vazife verilirse hazır olduğunu her zaman söylerdi. Hâlâ İsmet bana da İaşe Nazırlığını teklif ediyordu. Esasen hiçbir kuvvete istinat etmeyen bır kabineye girmenin şahsen sukut olacağını, İaşe Nezaretinin ise açlıktan ölenlere mersiye-hanlık olacağını söyledim. İsmet diyordu ki: Açlık diyorsun, acaba açlıktan koca İstanbul'da kim ölmüş? Dedim ki: "Hangi evin kapısını çalıp da halini sorduk. Benim evim bile yarı aç!" İsmet müteessir oldu söyleyip söyleyeceğine pişman oldu.
Sayfa 18
Tarih
Milletin mahvolduğunu görmek zilletindense yaşadığını görerek ölmek daha Türkçe olur.
Sayfa 7
Tarih
İstanbul'da ilk görüştüğüm İsmet'ti. 29 Teşrinisani'de Zeyrek'te misafir olduğum biraderimin bahçesinde Çamlıcalara kadar uzanan geniş manzara içinde İtilaf'ın bir yığın tekneleri ile sanki istihza eden muazzam Süleymaniye Camii karşımızda Türklüğün bir heykel-i vakarı gibi mağrur duruyordu. Pek eski ve pek samimi arkadaşım İsmet çok bedbindi. — Gördün mü Kâzım? Her şey mahvoldu. Vaktiyle gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki batıracaklar ve hayatımızla biz didişeceğiz. Fakat benim hiçbir ümidim kalmadı. Ben kararımı sana söyleyeyim mi Kâzım. Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç liran var. Birleşelim Kâzım Ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftçilikle hayatımızı sürükliyelim. — İsmet ne söylüyorsun, dedim. Zannediyor musun ki bizi yaşatacaklar. Ermeni, Rumlar şarktan, garptan Türk'ü boğacaklardır. Bırak ki benim bir tarla alacak param yok fakat olsa da ayaklar atında zelilane ölmektense milletimizin bu kadar senelik yediğimiz ekmeğini namuskârane ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı?
Sayfa 7
Alıntı
En büyük tesiri ben 28 Teşrinisani 1334'te (28 Kasım 1918) İstanbul'a Boğazlardan girerken duydum. Büyük bir Salib-i Ahmer (Kızıl haç) gemisi Karadeniz'e açılıyor. Boğazın tarafeyninde tabalarda İngiliz ve Fransız bayrakları dalgalanıyordu. Reşit Paşa vapuru kaptan güvertesinde el dürbünümle bunları seyrederken duyduğum azap ve ızdırap tahammülümün haricine çıkıyordu. Büyükdere hizasını geçiyorduk orada feci bir manzara vardı. Bir İngiliz müfrezesi Türk bayrağını indirerek İngiliz bayrağını asacaklardı, mağrur ve kabarık bir İngiliz zabiti karşısında ıztıraplar içinde kıvranan bir Türk zabiti duruyordu. Ömrümde bu kadar acı duymamıştım. Bu feci manzara ve bu acı duygu karşısında. "Tek dağ başı mezar oluncaya kadar uğraşmalı" kararını verdim. Artık İstanbul limanını dolduran İtilaf donanması nazarımda bostan korkuluğu menzilesine inmişti.
Sayfa 6
Tarih