Avustralya yerlilerinin yiyecek üretiminin yerine yaptıkları şeye "yangın tarımı" denir. Yerliler toprağı işlemeksizin çevrelerindeki doğa parçasını yenebilir bitki ve hayvan verimini artıracak şekilde değiştirip kullanabiliyorlardı. Düzenli aralıklarla doğa parçasının büyük bölümünü bile bile yakıyorlardı. Bunun çeşitli işlevleri vardı: Yangın hayvanların kaçmasına yol açıyordu, böylece hemen öldürülüp yenebilirlerdi, sık çalılık bölgeler yangından sonra açık alan haline geliyordu, insanlar kolay dolaşabilirdi.
Anlaşmazlıkların çözümüyle, kararların alınmasıyla, ekonomiyle, mekanla ilgili nedenler büyük hacimli toplumların merkezileşmesi gereğini doğurmakla birleşir. Ama gücün merkezileşmesi, gücü elinde bulunduran, bilgi alma tekelini elinde tutan, kararları veren, malların yeniden dağıtımını yapanların fırsatlardan yararlanmasının ve yakınlarını yararlandırmasının yolunu açar.
Aristoteles devletin insan topluluğunun doğal bir durumu olduğunu, bir açıklamaya gerek olmadığını düşünüyordu.
...
Jean-Jacques Rousseau devletlerin toplumsal bir sözleşmeyle, insanların kendi çıkarlarının hesabını yaptıkları, daha basit toplumlarda değil de bir devlet sisteminde yaşadıkları zaman durumlarının daha iyi olacağı konusunda anlaşmaya vardıkları ve kendi istekleriyle daha basit toplumları ortadan kaldırdıkları zaman varılan akılcı bir kararla kurulduğunu ileri sürdü.
İster bir şeflik olsun, ister bir devlet, herhangi sınıflı bir toplum için insan şunu sormalıdır: Halk kendi çileli emeğinin ürünlerinin hırsızkratlara aktarılmasına niçin göz yumuyor? Platon'dan Marx'a kadar çeşitli siyasal kuramcılar tarafından sorulan bu soru her çağdaş seçimde seçmenler tarafından bir kez daha sorulmaktadır.