• Karakterler mi sevilir yoksa karakterin sizden bir parça taşıması mı?

    Bunu yazarken aklımdan ebeveynlik kavramı geçiyor. Çocuklara bakışımız ve bizden olana katlanma sekilimiz ile bakınca evet evet Oblomow bizden bir parçayı taşıyor diye seviyoruz.

    Oblomow= yatak+düşünce+(tembellik)

    Tembelliği ayrı bir şekilde fakat toplama katma nedenimi şöyle açıklamak isterim. Benim çocuğum tembel değil :)

    Tembellik; bir işi yapma yetisi olduğu halde yapmamak ve erteleme halidir.

    Oblomow ise öyle değil. Tembel diyemem çünkü hayatının daha başlarında ailesinin ilgisiyle yetenekleri ve istekleri çürütülmüş bir çocuk. Tıpkı günümüzde çocuk eğitiminde anne ve babanın tüm yükleri alma çabası gibi.

    ~spoiler içerir.

    Oblomow; kitaba, köye, burjuva topluluğuna ve baş karakterimize ismini verir. Bir köyde büyük bir aile Oblomow ailesi. Her şeyi ile kendilerine bağlı olan bu ailede Oblomow, 30'lu yaşlara kadar herhangi bir işte çalışmayan, kimsenin bir şey beklemediği bir karakter. Annesi, dadısı, kâhyası, arkadaşları... kimsenin ondan beklentisi yok. Herkes ona hizmet için var. Böyle bir hayata doğuştan sahip birine tembel diyemeyiz. Çünkü Oblomow bir işi yapmayı hiç istemedi beklentileri karşılamayı da. Buna rağmen müthiş bir gözlem yapma işine girişti. En zor işi yapıyordu; bütün gün yatarak hayatsal faliyetler dışında sadece düşünüyordu.

    Anne babası öldükten sonra köy hayatini geride bırakıp, şehir hayatına geçiyor bir adapte süreci yaşıyordu. Aslında evden çıkmayan birinin adapte sorunu pek olmasada köy hayatı ve şehir hayatı Doğu ve Batı çatışmasının betimsel haliydi.

    Doğu insanı: Miskin
    Batı insanı: Duygusuz ve soğuk

    Doğu ülkesi olan Rusyada büyük yankı uyandıran bu kitap burjuva ve köle sınıflarına yeni bakışlar kazandırmıştır. Üzerine çok tartışılmış ve yeni oluşuma giren Rusyanın Batı insanı ile kıyasları kültür ve ticaret almalarına değinerek devam ediyor. Eğer bir Oblomowluk varsa bu toplumun her kesiminde var; işçi, köle, kominist, sosyalist, devlet başkanı... her yerde işinin sadece tembellik kısmına adapte olan topluma zararlı olanlar var. Oblomow soylu biriydi ama zararlı değildi. Sürekli düşünen hatta burjuvanın düşünmeye tenezzül etmediği konuları irdeleyen biriydi. Ben Oblomow'un tembelliği temsil ettiği algısına karşıyım.

    Durum kitabıdır. Olaylar yoktur. Psikolojinin empati ve düşünce gücüyle doyurucu bir kitaptır. Ruhsal anlatımlar ile Dostoyevski'nin etkilerini hissetmemek mümkün değil. Rus klasiklerinin günümüze göz kırpan ve gün geçtikçe Rus lugatlarinda yer edinen "Oblomowluk" terimini dilimize, hayatımıza kazandıran bir eser.

    Ruhsal olarak Oblomow deyimler silsilesi yaşatıyor bizlere. 200 sayfa okursunuz adam hala yatmaktadır. 200 sayfa ne demek saçınızı başınızı yoluyor, iç sıkıntılar sarıyor sizi. Bu duygular deyim olarak bizde anlık tepkiler yaratsada Oblomow 200. Sayfada yatakta hala size bakar. Siz yaşadığınızla kalmanın yanında onun o güzel yüreğine öyle alışırsınız ki ona kızamazsınız. Artık alışmışsınızdır yabancılık çekmeden devam edersiniz. Oblomow ya sizsinizdir ya da çevrenizdekiler. Belkide hafızanızda birçok kişye artık Oblomow deme ya başlamışsınızdır ya da başlamak üzeresinizdir.

    Ve tekrar deginerek diyorum ki tembellik ve Oblomow karıştırılmamalıdır. Oblomow ne istediğini bilen, önüne yeni yollar çizen fakat bunları hayata geçiremeyen bir karakter. Onun tek sorunu hiç yapmadığı şeylere hep kayıtsız kalmak istemesi. Oblomow sürekli yatmaktan memnun değil bu durumdan rahatsız. Oysa tembellik tanımı teknoloji ile başlar. Yalnızsınız ve insanlardan soyutlanıp sadece sanal bir dünyaya kapatıyorsunuz kendinizi. Sanal basarlar ile övünüyorsunuz. Adı üstünde sanal bir başarı size nasıl yararlı olabilir ki... Oblomow ise yatakta fiil gösterse de saçını bile kahyasına taratsa hayat hakkında yattığı yerden gerçek kesitler elde etmiştir. Insanın ruh dünyasına değinmiştir.

    Peki bu ruh adamı hayata bağlayan hiçbir heyecan yok mu?

    Var tabi Olga ile hayatına giren aşk. Bunu da açıklamayı ve yaşananları Oblomow'un dünyasına giren siz okurlara bırakıyorum.

    Diğer yandan Oblomow'un çocukluk arkadaşı onun tam tersi bir karakterdir. Canlı, girişken, hayatı seven, denemekten korkmayan biridir. Bu iki zıt insanın anlaşmadaki uyumu da bir mesajdır.

    Ne kitap ama...

    Yazarların beyni korkutucu geliyor. Tüm bu karakterlerin bir beyinden ve bu kadar gerçekçi yansıtılması ürkütücü. Kitap gözü açık gördüğümüz rüyalardır. Oblomow rüya ya da gerçek, siz olan bir kitap.

    Üstelik kitap basılmadan önce "Oblomow'un Rüyası" adlı bir makale ile anlatılır. Daha sonra yazar bu romanı bir ayda yazar. Kendisi bu süreci şöyle anlatr; uzun zamandır kafamda tasarladığım karakteri hayata geçirmek kitaba yansıtmak zor olacak bir durum değildi.

    Dostoyevski'nin Kumarbazı, Anthony Burgess'in Otomotik Portakalı ve daha bir çok yazarın belli nedenler ile kısa zamanda sağlam eserler verdiğini duymuşuzdur.

    Sağlam dostluklar kurmak ve birazda kendinizle baş başa kalmak için Oblomow'un dünyasından kendi dünyanızla bağlantıları kurun. Bu küçük ziyaret size güzel bir dostluk kazandıracaktır.

    (Okuyupta fikirlerimi yazma fırsatı bulamadığım birçok kitap varken, Oblomow'u sonlara saklayamadım. Bu dostumun tembelliğime kurban gidişini bekleyemezdim :) )

    Keyifli okumalar!
  • Erdoğan'ın dediği gibi meselenin "çağdaşlaşmayla", "bi­racı nesiller yetiştirmekle" filan ilgisi yoktu; ulusal sermayeyi güçlendirme çabası vardı! Osmanlı bira üretiminin yüzde 90'ı Bomonti-Nektar'ın elindeydi ve Atatürk bunun devam etmesin­den yana değildi; devlet eliyle bu tekeli kırmak, yani Bomonti'yi kamulaştırmak istiyordu ama Damştay buna izin vermiyord
  • Zaten Bomonti reklamıni kendi yapıyordu. 1934 yılında bira satışlarını artırmak için biramn yararlarından söz eden bazı resimli levhalar hazırlatıp lokanta ve birahanelerin duvarla­rına astı. Bu ilanlar sert tartışmalara da neden oldu: Bomonti Şirketi'nin Türk ırkımn sıhhatini düşünmediği, bütün amacımn "Türk ırkının kanını kurutmaya bedel, kasasını doldurmak" olduğu belirtildi: "Halkın hayatına kasteden bu levhaları yerinden indirecek bir devlet kuvveti yok mudur?" Aslında ... Tartışmaların temelinde siyasi kapışma vardı. İsmet İnönü'nün erkek kardeşi Rıza Temelli Bomonti'ye or­taktı. İnönü'nün kız kardeşi, Sabiha Hamm'la evli olan Abdür­rezzak Bey ise Bomonti'nin hissedar yöneticilerinden biriydi. İnönü ile Atatürk'ün arasınin açılmasını isteyenler her fırsatta Bomonti polemiği çıkarıyorlardı.
  • -Devlette arayacağımız iki değer kalıyor:Ölçü ve doğruluk.
    -Evet.
    -Doğruluğu nasıl bulacağız onu düşünelim.Bunu bulursak ölçüyle uğraşmamıza lüzum kalmaz.
    Platon
    Sayfa 128 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • "...Devlet memurları yozlaşmışsa, o zaman üçüncü hayal, yani kahramanlıklar devreye girer. İnsanlar kahramanların kendilerini temsil etmelerini, açgözlü devlet memurlarını öldürmelerini ve topluma adalet getirmelerini umarlar. Ancak kahramanların çıkmadığı durumlarda, insanlar teselliyi savaş sanatları romanlarında bulurlar. Birçok Çinlinin kung fu romanlarına düşkün olmasının nedeni budur."
  • Menfaat giysisini giyen, başka hiçbir kıyafeti beğenmez. Din, devlet, vatan, millet... Toprağa bile yatırım gözüyle bakar. Artık o, taşınmaz maldır.
  • Bir insanın bilmediği şeyden bilirmiş gibi konuşması doğru mudur sence?
    Platon
    Sayfa 221