erkam, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Mektebe gelince; o artık ne mabet, ne yuva, ne de ocaktır. Sadece ders odalarının bütününden ibaret bir devlet dairesidir.

Türkiye'nin Maarif Davası, Nurettin TopçuTürkiye'nin Maarif Davası, Nurettin Topçu
Rozerin, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

4 Haziran 1876 pazar günüydü. Katiller sessizce Sultan Abdülaziz'in odasına sokuldular. Reyhan ve Rakım Ağaları kapıya nöbetçi koydular. Önden eski padişahın ikinci mabeyncisi Fahri Bey girdi. Sultan Abdülaziz, Feriye Sarayına getirildiğinden beri, Fahri Bey hususi hizmetine bakıyor, daha doğrusu Hüseyin Avni Paşa'ya dakika dakika padişahın yaptıklarını rapor etmek üzere yakınında bulunuyordu.
Padişah hiç şüphelenmemişti. Ağır ağır yaklaşarak hal hatır sordu.
"Hamd olsun Yüce Rabbime, beterin beteri vardır," dedi.
Gözleri kapıya kayınca Cezayirli Mustafa Pehkivanla Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş'u farketti. Rengi sarardı. Bir şey söylemesine fırsat kalmadan üçü bir anda atılıp bastırdılar. Fahri Bey Sultan Abdülaziz'in kollarını arkadan tuttu. O sırada Boyabatlı ve diğerleri de odaya girdiler. Boyabatlı ile Cezayirli padişahı dizlerine oturtup kıpırdamasını önlediler. Yozgatlı Mustafa Pehlivan ise keskin bir hançerle padişahın bileklerini kesmeye başladı.
O zaman eski padişah, ikinci mabeynci Fahri Bey'e şöyle dedi:
"Şu kestirmeye kıydığın eller, iki gün önce sana kıymetli bir sedef tesbih hediye etmemiş miydi?"
Kaderin hükmüne bakınız ki, baş katili Fahri Bey'i kahve çıraklığından almış, ikinci mabeyncilik gibi sarayın en yüksek görevlerinden birine kadar yükseltmişti.
Damarlarında ileri geri işleyen hançer derinlere daldığı zaman eski padişah dayanamadı. Acıyla inledi:
"Aman Allah'ım!"
Canı kanıyla birlikte oluk oluk damarlarından akıp gitti. Katiller korku dolu gözlerle son nefesini vermek üzere olan koca padişaha baktılar. Sonra pencereden bahçeye çıktılar. Kaçtılar. Kapıya bırakılan nöbetçiler de işin bittiğini anlayınca sıvıştı. Koridora derin bir sessizlik hakim oldu. Neden sonra oradan geçen bir hizmetli odadan hırıltılar geldiğini duydu. Kapıyı zorladı ama içeriden sürgülenmişti.
"Yetişiin!" diye bağırdı, "Efendimize bir haller oldu."
Koşup gelenler, kapıyı kırarak odaya girdiler. Saat tam dokuzu otuz altı geçiyordu. Sultan Abdülaziz'in kanlar içinde vücudu ile karşılaştılar.
Henüz ölmemişti. Fakat Hüseyin Avni Paşa'nın kesin talimatını önceden almış olan subaylar, son çırpınışlarla titreyen vücudunu, kanları aka aka ve adeta sürükleye sürükleye saray karakolunun kahve ocağına taşıdılar. Bir sedire uzattılar. Hala sağ olan eski padişahı kurtarmak için kıllarını bile kıpırdatmıyorlardı. Tarih bu korkunç cinayete şahitti. Ve sebep olanları asla unutmayacaktır.

Osmanlı'da Derin Devlet ve II. Abdülhamit, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 60 - Panama yayıncılık)Osmanlı'da Derin Devlet ve II. Abdülhamit, Yavuz Bahadıroğlu (Sayfa 60 - Panama yayıncılık)
Yaprak Koleksiyoncusu, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

 Sımsıkı sarılıp cinsel sevginin bütün o kademeleriyle ve ayrıntılarıyla, sadece tiyatrolarda ve romanlarda değil, aynı zamanda hayatta da; yani, yaşam sevgisinin yanı sıra, bütün itici güçlerin en güçlüsü ve faali olduğunu ispatlamış olduğu, insanlığın genç kesiminin enerji ve gücüyle birlikte  düşüncelerinin yarısını sürekli olarak meşgul ettiği, hemen her insan çabasının nihai amacı olduğu, en önemli meselelerde belirleyici etkiler yaptığı, en ciddi meşguliyetleri ve işleri her saat aksattığı, ara sıra en büyük kafaları bile bir süre için karıştırdığı, devlet adamlarının görüşmelerinin ve bilginlerin araştırmalarının arasına, bunları bozucu şekilde, ıvır zıvırını sokmayı aşk mektuplarını ve saç buklelerini ta bakanlık evrakının ve felsefi elyazmalarının arasına yerleştirmeyi arsızca becerdiği, aynı şekilde her gün en karmaşık ve en feci kavga dövüşleri körüklediği, en değerli ilişkileri bozduğu, en sağlam bağları koparttığı, kimileyin hayatı ya da sağlığı kimileyin de zenginliği, statü ve rütbeyi ve de mutluluğu kendine kurban seçtiği, hatta aslında merhametli ve dürüst olanları vicdansızlara, o zamana kadar sadık olanları birer haine dönüştürdüğü; kısacası, bir bütün olarak, her şeyi tersine çevirmeye, karmakarışık etmeye ve yıkmaya çalışan kötü niyetli, düşmanca bir iblis olarak ortaya çıktığı bu gerçek dünyada da oynadığı önemli rolü incelersek, insan şöyle haykırmadan edemez: Bunca gürültü patırtı niye? Niye (bunca) itiş kakış, tepinme, korku, endişe ve dert? Sonuçta amaç, sadece her bir Mecnun’un kendi Leyla’sını bulması değil midir? Böyle önemsiz bir ayrıntı niçin böylesine önemli bir rol oynasın ve iyi düzenlenmiş insan hayatının içine bitimsiz aksaklık ve kargaşa getirsin?

Aşkın Metafiziği, Arthur SchopenhauerAşkın Metafiziği, Arthur Schopenhauer
Kübra Kozan, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okuyor

Bugün kadına saygı gösterildiği söyleniyor.Kimi kalkar ona yer verir; kimi yere düşen mendilini alır.Bazıları onun bütün devlet işlerinde yer almasını, devlet idaresine katılmasını savunuyor fakat kadın hakkında edinilmiş olan fikir yine aynıdır, degismemiştir; o, bir zevk aracıdır hâlâ.Bunu kendi de bilir.Bu yaşayış ise tam anlamıyla bir köleliktir.

Kadının Ruhu, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 55)Kadının Ruhu, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 55)

Düzen Getirme
Hala nesli devam eden düzen getirme arzumuz halihazır bekliyor. Bağımsız bir etkinlikten ziyade, devlet müdahelesi odaklı.

İsmail | Kvothe, Son Ada'yı inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Bir yakınımın 'Çok komik, çok eğlenceli' söylemleri üzerine elime alıp okuduğum bir kitaptır. Zülfü Livaneli bu sefer farklı bir kurguyla karşımıza çıkıyor. 30-40 insanın bir araya gelip yaşadığı bir ada vardır. Burada insanlar şehir hayatından uzaklaşmış, kendi hallerinde dostça, kardeşçe yaşamayı kendilerine bir görev bilmişlerdir. Koyu sohbetler, martılar eşliğinde şarkılar söylemek, özgürce doyasıya yaşamak...

Ütopya teriminin içinde gözükse bile bence alakası yok. Çünkü pek tabii mümkün bu anlatılanlar ve yaşanmasa da yaşanabilirlik imkanı var. Konuya dönecek olursam, bu eğlenceli, şen şakrak, gizli ve sırlı ada, eski (darbeci) bir Devlet Başkan'ı tarafından kendisine adeta bir köy evi olur. İlk başta ada sahipleri, bu esrarlı adamı önemli bir misafir olarak görürler, onu karşılayıp ikramlar sunup hoş geldiniz, merhaba gibi gayet güzel kelimelerle hoş bir ev sahipliği yaparlar. İlk haftalar sessiz sakin geçer, adalılar Başkan'ı çözmeye kalkarlar. Fakat bu güzel günler uzun sürmez, Başkan liderliğini kullanır, Ada'da ki hakim düzeni değiştirmeye kalkar. Ağaçlara, tabiata, hayvanlara kendi kanunlarına göre işlem uygular. Adada ki huzur aniden kaybolur, ev sahipleri çaresizlik içinde kalır. Yine Başkan sahneye çıkar. Bu sefer demokratik yollarla otoriteyi eline almaya çalışır ama yine mutsuzluk, kederli günler yok olmaz.

Kitabın vermek istediği mesaj ise; özgürlük içinde yaşayan insanların zorba bir yönetim tarafından tüm hakları elinden alması veya kısıtlanması sonucunda ne gibi sıkıntıların çıkacağı, huzursuz bir dünyanın meydana geleceğini, demokratik bir yaşamın ise ne kadar gerekli olduğunu görüyoruz. Şuradaki alıntı gayet sade ve açıklayıcı: #16355947 .

mehmet temiz, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Milletten hiçbir gerçeğin saklı ve gizli tutulmaması, vatandaşların gerçekleri bilmesi ve daima devlet işleriyle ilgili bulunması, bunun içinde basın, söz, fikir, vicdan ve teşebbüs hürriyetlerine daima önem verilmesi en büyük ideali idi.

Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları, Hulusi Turgut (Sayfa 573 - Türkiye İş Bankası kültür yayınları - Aralık - 2008)Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları, Hulusi Turgut (Sayfa 573 - Türkiye İş Bankası kültür yayınları - Aralık - 2008)

Zihnimizde ki Allah kavramı eşitlik ve adalet değerlerini içeriyorsa, Türk ve Kürt arasında hiçbir ontolojik farklılığın olmadığını da kabul etmişiz demektir. Kavimler arasında hiyeraşi kabul etmek ve bir kavmin bazı haklarını kısıtlamak ilahlık ilan etmektir ki, burada zedelenen en temel kavram adil Allah kavramıdır...
Özgürlük ve sorumluluk arasında nasıl bir denge kurmak gerekir.? Hiç kuşkusuz sorumlu olabilmek için başka türlü davranmanın imkanı da olmalıdır. Dolayısıyla sorumluluk için özgürlük ön şarttır. Bir başka konu da iyi ve kötü nedir konusunda birey bilgi sahibi olmasının sorumluluk için gerekli olduğudur. Eğer iyi ve kötü için elimizde bir ölçüt yoksa insan davranışlarını neye göre yorumlayacağız.! İşte tam bu noktada vahiy devreye girer ve bize evrensel davranış ölçütlerini verir ve kimseyi bunu kabul etmeye zorlamaz... Toplumsallık alanında ise bizim inancımızı başkasına zorla kabul ettiremeyeceğimize göre, farklı toplumsal gruplar arasında anlaşma yapmak gerekir. İşte Medine vesikası bu arayışın ilk ürünlerinden biridir...
Her toplumda olduğu gibi Kürt toplumu içinde de farklı ideolojik ve kültürel katmanlar vardır. Görünen o ki, bu toplumsal katmanların Kürtlerin geleceği hakkındaki projesi birbirinden farklıdır. Bunun tarihsel açıdan doğal olduğunu söylemek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken de aynı tarihsel süreç yaşanmıştır. İmparatorluğun kurtulması için çok sayıda fikir akımı ortaya çıkmıştı. Kurtuluş Savaşı sırasında anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak ortaya çıkan birliktelik, savaş kazanılıp nasıl bir rejim oluşturulması gerektiği konusunda hesaplaşmaya dönüşmüştü. Sorun şu ki, Kürtler bu birlikteliği sağlama ve farklı toplumsal grupları bir araya getirme konusunda önemli sorunlarla karşı karşıyalar. Bunun neden böyle olduğu üzerinde düşünmek gerekir. Bu da bizi kaçınılmaz olarak Kürt siyasal aklının nasıl çalıştığı sorununa götürecektir...
Asıl sorun, karşılaşılan olumsuz olayları, müslümanların kendisi gibi düşünmeyen diğer müslümanları eleştirmek için kullanması. Birbirlerine karşı bu kadar hınç dolu insanların kardeş olmaları da aynı hedefe yönelmeleri de çok zor gibi geliyor şuan...
Devletin otoriterliğine karşı mücadele verdiğini iddia eden örgütlerin, partilerin, cemaatlerin iç işleyişlerinin çok daha baskıcı olması önemli bir sorundur.!
Şu soru üzerinde serinkanlı düşünmek gerekiyor; Otoriter bir Devlet mi daha baskıcı, yoksa içinde bulunduğunuz cemaat ve örgütler mi.?
Önemli bir konuya değinmem gerekirse; Said Nursi tarihsel hafızanın dil ile taşındığının farkındaydı. Dil devrimiyle yapılmak istenen şeyi anlamıştı. Buna karşı yazdığı risalelerin dilinin değismemesinde israr etti. Çünkü dilin din, kültür ve tarihsel hafızanın taşınmasındaki başat rolü sezmişti. Bugün Nutuk'a orijinalinden okuyup anlayabilecek insanların Nurcular olması, tarihin en büyük ironilerinden biridir...
Tutarsız his ve düşüncelerimin arasına tel örgü çekerek, Bu güzide kitabı herkese tavsiye ederim Saygılarımla...

Serhan Calba, Ölümcül Yumurtalar'ı inceledi.
7 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yazıldığı döneme göre yüksek bir hayal gücünün eseri olması ile birlikte sonradan kıymeti artan birçok Rus eseri gibi Sovyet sistemini içten içe eleştirmesi göze batıyor. Romanın ana karakteri Persikov tıpkı yazarın okuduğum diğer kitabı "Genç Bir Doktorun Anıları" kitabında olduğu gibi uyum sağlaması imkansız görünen yeni rejim ve onunla beslenen riyakar devlet görevlileri ile mücadele halinde.
Sürekli yaşadığımız bir döngü olan bilim-kurgu eserlerinin gerçek olmasını bu kitapla yineliyoruz.
Yumurtalar ve canlılar üzerindeki deneylerimiz belki bu kadar hızlı bir katastrofik ortam yaratmıyor ama ağır ağır zararlarını görüyoruz insanlık olarak.
Yaklaşık 100 yaşındaki bu kitap tartışmasız bir modern klasiktir ve herkesin okuyabileceği bir fiyata baskısını yapan özellikle grafik tasarım olarak güzel bir iş çıkaran İş Bankası Kültür Yayınları da takdiri haketmiştir.