Şu ana dek okuduğum İngiliz edebiyatı romanlarından en devrimci hikaye bu oldu.
Brontë ve Austen'den farklı olarak din ve namus kavramlarında olan eleştirsel bir kalemle ele alınan Tess karakteri bir kadının sadece o dönemde değil her dönemde hor görüldüğünün farkına varmanızı sağlayacak. Erkek bireylerin hataları ve kadın bireylerin hatalarının aynı kıstasta olmadığını,masumiyet kavramı duygularınızla ya da düşüncelerinizle nitelendirilmediğini açık ve sert bir dille anlatılmış.Ana karakterimiz olan Tess her ne kadar zoruluklarla hayatını geçirsede,dönüm noktası bir erkek tarafından belirleniyor. Ve bu nokta hayatı boyunca kendini değersiz olarak görmesine neden oluyor.Bir yabancıdan gördüğü kötülük ile sevdiği birinin kötülüğü aynı derece acı vermiyor Tess'e. Dönemin ahlak kurallarına göre birbirini ne kadar sevselerde kavuşamayan iki aşık karakter hem acıyı hem de gerçekleri yüzünüze vuruyor. Angel doğru bildiği ahlaki değerlerine sarılıp uzaklara savrulurken,zavallı Tess,Angel onu affetmediği için iyiliği ve güzelliği hak etmediğini düşünerek büyük bir hayal kırıklığı ve acıyla zamanla soluyor. Bana kalırsa romanın en belirleyici olayı Tess'in yaşadıkları ile benzer olaylar yaşayan Angel af dilerken affedileceğinden oldukça emin olması lakin Tess'in başına gelen müsibetleri anlatırken acılar içerisinde ve affedilmeyeceğinden emin olmasıydı. Romanın o kısmında ahlak ve namus sadece kadın için sorgulanır düşüncesine büyük bir atıf yapıldığına emin oluyoruz.Ve sonunda öğreniyoruz, en önemli ve en gerçek olan şudur ki geç gelen af sizi kıyametten korumaz.Aşkınızı mı seçersiniz? Toplumun ve dinin sayesinde kafanızda oluşturduğunuz ahlak kavramını mı? Kim masum ? Kim suçlu? Roman size bunu bol bol düşündürecek. Okuyun..Okutturun. Selin YıldızTessThomas Hardy