Az evvel hava durumuna baktım eksi on iki gösteriyor odaya sesini duyuran tipiye ve ona eşlik eden ayaza bakılırsa eksi yirmiye doğru ilerler. Şikayetlenmek için söylemiyorum kışı severim sakin mevsim, kabuğa çekilme hali bir nevi ama yaza yaklaşan baharı da severim. Kitap üzerine bir şeyler yazmak için aldım elime bu bilgisayarı fakat sanki bambaşka ve bir o kadar da alakasız şeylerden bahsedesim var oysa Mehmed Âkif’i anlatmalıyım böyle yazınca altından kalkamayacağım ağır bir işe giriştiğimi hissetim düzelteyim kendimce bir yolculuğa çıktım henüz yolun çok başındayım belki hazırlıksızlıksızım da olsun hem ne demişler kervan yolda düzülürmüş ayrıca heyecanlıyım ve de sabırsız, bazı durumlarda sabırsız olmak beni harekete geçiriyor o yüzden gözüme hoş bir şeymiş gibi gözüktüğü anlar oluyor. Hareket demişken ne diyordu Âkif:
Ey, bütün dünyâ ve mâfihâ ayaktayken, yatan!
Leş misin, davranmıyorsun? Bâri Allah’tan utan!
Âkif'i okumalıyım, tanımalıyım da. Nurettin Topçu ile başladım, bu ismi nerde ne zaman görsem güven veriyor, gözlerimin içi gülüveriyor, sanki sadık bir dostu görmüş gibi oluyorum. Nurettin Topçu'nun Mehmet Âkif'i ile Orhan Okay'ın bu kitabı birbirine benzer yapıda, eserlerin biyografik yönü olmakla birlikte, Âkif'in zihni hayatına dair izler de barındırmakta ayrıca bu iki eser Safahat'ı okurken de bakılması lazım olan kitaplardan.
İncelemesine niyetlendiğim bu kitap Mehmed Âkif'in resmi biyografisi ile başlıyor burada dikkatimi çeken şairimizin babası oldu, kendisin "devrin din ulemâsı sınıfı içinde imtiyazlı bir yeri olan Fâtih Dersiâmı sıfatı da vardır" ki Mehmed Âkif'de şöyle söylüyor "Babam Fatih müderrislerinden İpekli Tahir efendi merhumdur ki, benim hem babam, hem hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim." yani dini bilgileri küçük yaştan