esra v.

esra v.
Puan vermedi·348 syf.·
2021 8. kitabı
Kitabın bir kısmını evde bir kısmını yolda bir kısmını da hastanede okuyarak nihayete erdirdim. Sabit bir mekanda okumayı tercih ederdim elbet ama böylesi de farklı bir tat bıraktı. Farklı mekânlarda hatırlanacak bir anı olarak kalacak. Hakikate muhtaç yaratılmışım bir yönüyle onu görmek, duymak, onunla hemhâl olmak istiyorum. Kendisini bana hatırlatmasını bekler vaziyette yaşıyorum. Okuduklarımda, dinlediklerimde onu arıyorum. Bazen yaşanmış bir hayat olarak karşıma çıkıyor bazen bir şiirde yahut bir kitap satırında. Kutuz Hoca'nın Hatıralarında da hakikatten parçalar buldum. Buldukça peşine düştüm, anne olmanın hakikatini gördüm mesela, baba olmayı taşı çatlatan bir yeşillik gibi gördüm, sert ama parçalanmaya hazır... Sonra; Rabbin kelâmına adanmış ona hürmetle geçen bir hayat gördüm. Bu topraklar nasıl sevilir, kul hakkı, anne-baba hakkı, komşu hakkı bunlar tam olarak neye tekabül eder, nasıl ödenir, onu gördüm. Ben, gerçekten bir ömür nasıl yaşanır onu gördüm. Daha uzun yazmak isterdim fakat şuan için arkasına sığındığım bahanelerim var. Bu kitapla yolunuzun kesişmesi dileğiyle...
Kutuz Hoca'nın Hatıralarıİsmail Kara · Dergah Yayınları · 201534 okunma
Reklam
Puan vermedi·285 syf.·
2021 1. kitabı
Uzun bir süredir yazmaktan kaçıyorum. Belki de yazamadığım için durum böyle bilmiyorum. Okumak aralıksız okumak kurduğum bozuk cümleleri kendime paylaşmak benim için daha tercih edilebilir bir durum. Fakat şimdi bir şeyler anlatmalıyım. Kitap daha doğrusu kitaplar bittiğinde dağ bayır gezmişim de gelmişim gibi hissettim. Habersiz birilerinin kapısını çalmışım sofralarına oturup sohbet etmişim gibi... Kitap bizi Yunus Emre ile karşılıyor göçtü kervan kaldık dağlar başında diyor... Her bölüm sonunda aynı hakikat bekliyor bizi; ölüm... İsmail Kara'nın annesine ve babasına vedasını okurken o hüzne ortak olmak sizin de payınıza düşüyor... "Babam soğuğa, suya karşı da hassastı. Onun için son zamanlarında onu yıkamakta zorlanıyorduk. Biraz ısrar ettiğimizde ise şakaya vurarak "beni hoca yıkayacak!" diyordu. 8 Aralık gününün akşamında, 23.30 sularında Ankara'da vefat etti. Babalarının meslektaşı üç kardeş hastahanenin hocasıyla birlikte onu mermer teneşire yatırdığımızda bu sözü hüzünlü tebessümlerle hatırladık. Meğer bizi kastediyormuş! Üzerinde birkaç kat elbise, ayaklarında yün çorap, sırtında hırka, başında takke de yoktu. Artık ne mermerden soğuk geliyordu ona ne de sulardan tedirgindi. Bana baş tarafını yıkamak düşmüştü. Sonra nasıl olduysa kefenleme sırasında ayak tarafındaydım. Sağ ayağını öpmek kısmetmiş..." "Geri dönüşü olmadığını bildiğim o kararı hem beklemiyor hem de anneme yakıştıramıyordum. Annenin yaşı mı olurdu! O gidiş o gidiş oldu. Tevekkülle karşıladı uzun ve dolambaçlı hayat yolunun son dönemecini. Zor şartlarda ve sandalye- sedye ile diyalize gidip gelmemize rağmen şikâyet etmedi, direnmedi, niçin beni bu kadar uğraştırıyorsunuz demedi. Sadece daha fazla su içmek istiyordu. Halbuki çok azı hariç o da yasaktı. Bakır taslardan kana kana içtiği buz gibi
Dağ Ne Kadar Yüce Olsaİsmail Kara · Dergah Yayınları · 202038 okunma
Puan vermedi·143 syf.·
2020 11. kitabı
Az evvel hava durumuna baktım eksi on iki gösteriyor odaya sesini duyuran tipiye ve ona eşlik eden ayaza bakılırsa eksi yirmiye doğru ilerler. Şikayetlenmek için söylemiyorum kışı severim sakin mevsim, kabuğa çekilme hali bir nevi ama yaza yaklaşan baharı da severim. Kitap üzerine bir şeyler yazmak için aldım elime bu bilgisayarı fakat sanki bambaşka ve bir o kadar da alakasız şeylerden bahsedesim var oysa Mehmed Âkif’i anlatmalıyım böyle yazınca altından kalkamayacağım ağır bir işe giriştiğimi hissetim düzelteyim kendimce bir yolculuğa çıktım henüz yolun çok başındayım belki hazırlıksızlıksızım da olsun hem ne demişler kervan yolda düzülürmüş ayrıca heyecanlıyım ve de sabırsız, bazı durumlarda sabırsız olmak beni harekete geçiriyor o yüzden gözüme hoş bir şeymiş gibi gözüktüğü anlar oluyor. Hareket demişken ne diyordu Âkif: Ey, bütün dünyâ ve mâfihâ ayaktayken, yatan! Leş misin, davranmıyorsun? Bâri Allah’tan utan! Âkif'i okumalıyım, tanımalıyım da. Nurettin Topçu ile başladım, bu ismi nerde ne zaman görsem güven veriyor, gözlerimin içi gülüveriyor, sanki sadık bir dostu görmüş gibi oluyorum. Nurettin Topçu'nun Mehmet Âkif'i ile Orhan Okay'ın bu kitabı birbirine benzer yapıda, eserlerin biyografik yönü olmakla birlikte, Âkif'in zihni hayatına dair izler de barındırmakta ayrıca bu iki eser Safahat'ı okurken de bakılması lazım olan kitaplardan. İncelemesine niyetlendiğim bu kitap Mehmed Âkif'in resmi biyografisi ile başlıyor burada dikkatimi çeken şairimizin babası oldu, kendisin "devrin din ulemâsı sınıfı içinde imtiyazlı bir yeri olan Fâtih Dersiâmı sıfatı da vardır" ki Mehmed Âkif'de şöyle söylüyor "Babam Fatih müderrislerinden İpekli Tahir efendi merhumdur ki, benim hem babam, hem hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim." yani dini bilgileri küçük yaştan
Mehmed AkifM. Orhan Okay · Akçağ Yayınları · 025 okunma
Puan vermedi·180 syf.·
2020 9. kitabı
"Benim okuduğum nüshayı öncesinde Türkçe Kur'an, Türkçe İbadet kitaplarını hazırlarken Dücane Cündioğlu biraderimiz de kullandı, okudu; birçok kitabımı ve yıllar içinde itina ile derlenmiş birçok bâkir dosyamı, notları, fişi rahatlıkla alıp okuduğu ve kullandığı gibi... ( haklarını vereceği için hepsini gönül rahatlığıyla verdim ). Kendisine yarı latife yarı ciddi " lütfen benim kitaplarıma işaret koymayacaksın, yanlarına bir şey yazmayacaksın" dememe rağmen çalışma aşkıyla kendisini unuttuğu için bazı işaretler koydu... Öyledir hazret, şevkle çalışırken kitabın, kaynak malzemenin kendine ait olup olmadığını önemsemez, unutur. Laf aramızda biraz da "zaten bunları benden başka kim, hakkını vererek kullanabilir" diye de düşünür, söyler. Beni hatırlamadan tabii, ben aklına gelince yahut karşısında olduğumu farkedince de çok kısa bir tereddütten sonra sigaraya sarılıp yakar, lâtiflere sığınır!!!" Bu satırları dergâh dergisinde İsmail Kara'nın Bursa'dan Karabekir Paşa'ya adlı 4 Eylül 1990 yılında (yılın önemli olduğunu düşünüyorum) kaleme aldığı yazısında okumuştum, neden şimdi buraya ekleme gereği hissetim çünkü Dücane Cündioğlu'nun ele aldığı konular üzerinde özellikle İbadetlerin Türkçeleştirilmesi meselesi ve bu meseleye dayanan konular üzerinde ne kadar titiz çalıştığını göstermek için. En azından ben bu konuya dair okuduğum iki kitapta onu gördüm. İlk olarak ben Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabını okumakla başlayacaktım fakat kaynakçada adına rastladığım ve tarih olarak da ondan önce kaleme alınmış olan Türkçe Kur'an Ve Cumhuriyet İdeolojisini okumak daha doğru olur diye düşündüm yalnız o kitabın satışı olmadığı için pdf okumak zorunda kaldım, kitap bize; 1932 Ramaza'nı etrafında gelişen olayları ve o zamana nasıl geldiği üzerine tarihi süreci
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve SiyasetDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 201287 okunma
Puan vermedi·184 syf.·
2020 5. kitabı
Acısına yabancı olduğumuz kaç hayat var acaba? Başımızı çevirip bakmaya tenezzül etmediğimiz, yanından geçip gittiğimiz, iki kelam etmekten aciz kaldığımız kaç hayat? Çünkü güvenmiyoruz değil mi? Evet kimsenin fakirliğine, kimsenin yoksulluğuna inanmıyoruz, biz kimseye güvenmiyoruz. Ama nedenlerimiz var, var değil mi? Hepimizin madde madde sayacağı nedenleri var peki bu nedenler bizi muaf tutmaya yeter mi? Gözlerimizi kapatmamıza yeter mi? Hayatlarımıza kaldığımız yerden devam etmeye yeter mi? Hem zaten herkesin kendi derdi var, kendi büyük sorunlarımızla boğuşmakla meşgulüz evet biz, bu zamanın insanları aslında çok meşgulüz hiçbir şeye vaktimiz yok bir de başkasının sorunlarıyla mı uğraşalım? Yok, yok biz kaldığımız yerden devam edelim. Aman rahatımız bozulmasın. Zaten para kazanmanın çok zor olduğu şu devirde paylaşmak daha da zor, hem yani benim malım sadece benim malım, onda kimsenin hakkı olamaz. Olamaz mı? Neydi bizim bir ibadetimiz vardı hani ince ince kuralları olan? Zekat değil mi? Malı temizleyen ve Rabbimizin emirlerinden olan. Sonra sınırını gönlümüzce belirlediğimiz sadaka vardı. Bize insan olduğumuzu hatırlatan iyiliklerimiz vardı. Daha niceleri vardı. Aslında kitap üzerine bir şeyler yazmak pek aklımda yoktu ama bugün yolum bir yerlere düştü sonra bir iki şey yazmak ihtiyacı hissettim. Amacım kimseye bir şey öğretmek yada ne bileyim anlatmak değil zaten insan söylediğini ilk kendine duyurmalı. Evet acısını duymadığımız, görmediğimiz çok insan var belki bunun sebebi hayatta önceliğimizin kendimiz olmasıdır, ihtiyacımız olsa da olmasa da doldurduğumuz evlerimizdir, veremediklerimizdir. Esirgediğimiz insanlığımızdır. Bilemiyorum. Son olarak: Hissizleşmemek dileğiyle.
Rüzgârlı PazarMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20254,374 okunma
Reklam