Çamurlu yollardan geçerken, köyde hiç çiçek olmadığının farkına vardım. Ne bir ağaç, ne duvarlara sarılan bir sarmaşık, ne bir cam önü ya da pencere içi çiçeği. Yol kenarına atılmış hayvan atıkları öylece duruyordu.
Sakın üzülme diyor. Beni dinle ve sakın üzülme! Bunun yerine iyice kız, şöyle dolu dolu öfkelen ama üzülme.
Üzülürsen çürürsün. Kızmak sağlıklıdır. Ben hep öyle yaptım ve öfke beni ayakta tuttu.
Kendisinden sürekli biz diye söz eden, rastladığı insanlara büyük bir lütuf yapıyormuş gibi, Nasılsın bakalım? diye soran ve cevabını beklemeden yoluna devam eden, elini sıktığı insanların yüzüne bakmayan... kişilerden oluşur
Bu oyuna satranç bile diyemiyordum, çünkü o kadar zekâ gerektiren bir oyun değildi. Daha çok, bağırtı çağırtılarla, sövmelerle, yargısız medya infazlarıyla, komplolarla ve dedikodularla sürüp gidiyordu.