En az bizim kadar, hatta bizden daha da fazla, istendiğini ve sevildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. O (doğmamış bir çocuk) düşünülmeye ve konuşulmaya ihtiyaç duyar.
Bir yetişkinin ve daha az da olsa bir çocuğun savunma ve karşılıklar(tepkiler) oluşturacak vakti olur ve insanlar tecrübelerinin etkisini yumuşatabilir veya yönünü değiştirebilir. Ama doğmamış bir çocuk bunları yapamaz. Onu etkileyen her ne ise, bunu doğrudan yapar. İşte bu yüzden annenin duyguları çocuğun psikolojisinde bu kadar derin izler bırakır ve bu yüzden hislerin etkisi hayatının ileriki dönemlerinde de bu kadar kuvvetli kalır.
Ah ben hayvanları çok severim. Bütün canlı mahlukları, hayatı, güzelliği, saadeti severim. Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteği ile yanıyor.