İzlenen üç yol vardır: Tıpkı topraktaki ağırlaşmış, hastalıklı yumrular gibi iyi kullanamadığımız için kısır kalan aklımız, ona ihtiyaç duyan efendiler tarafından en iyi ihtimalle ile siyasi çekişmelere âlet edilir, böylece zayıf ülkeyle ona bir beden büyük siyaseti arasında artık işe yaramayan akıllar veren eski akıl sahibinden desteğini çeken yönetici alaşağı edilmeye çalışılır.
Efendiler! Bilirsiniz ki hayat demek mücadele demektir, çarpışma demektir. Hayatta muvaffakiyet, mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da kuvvete, kudrete dayanan bir keyfiyettir.
Dünyayı yöneten beyazlar havanın, suyun, işlerin, okulların ve adil oyunun sahibiydi ve bir yerlerde, bilinçlerinin çok daha derinlerinde, beyazların haklı olduğuna inanıyorlardı.Onlar, siyahi gençlik, hiçbir şeyin sahibi olamayan genç efendiler, hiçbir kıymetleri olmadan doğuyor ve kör sıçanlar gibi sürünüyor, hayatlarını karanlığın içinde, yerin altında, kökleri kemirerek, ışıktan uzağa sürüklenerek yaşıyorlardı.
Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez veya bir peştemal veya buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mana ve anlamı nedir? Efendiler, medeni bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır. Derhal tashihi lazımdır.
Aristokrat efendiler sınıfı ta Perikles devrine, yani 5. yüzyılın ikinci yarısına kadar Polis'te idareyi büyük ölçüde elde tuttuğu için bu inanç da sürüp gitti, ataların dini olarak kaldı. Büyük halk kitlesi de oldum olası buna bağlıydı; çünkü tapınaklar mihraplar her tarafta göz önünde duruyordu. tanrılar şerefine yapılan törenler de, üstün ve alçak her tabakadan bütün halkı -hele demokratik hü- kümet şeklinde- hep bir araya getiriyor ve birbirine bağlıyordu.