asdjkl

asdjkl
@efilist
İÖ ikinci yüzyılda yazılmış bir Çin müzik risalesinden okuyoruz: “Eğer Kung notası [do-birinci nota] çalınırsa düzensizlik olur, Prens öfkelidir. Eğer ikinci nota, Şang [re] çalınırsa sapkınlık olur, memurlar yozlaşmıştır. Eğer Çiao [mi] çalınırsa, endişe vardır, halk mutsuzdur. Eğer Çi [sol] çalınırsa, şikâyet vardır, yükümlülükler çok ağırdır. Eğer Yü [la] çalınırsa, tehlike vardır, kaynaklar tükenmektedir. Eğer beşi birden çalınırsa tehlike vardır; herkes alt üst olmuştur -saygısızlık yapılmaktadır- ve durum buysa, Krallığının sonunun gelmesine bir gün var demektir...
Reklam
Güneş, ışık, ısı ve kuruluk kaynağı olarak Çin’de evrenin erkek, olumlu gücünü, yang’ı temsil eder; nem, gölge ve soğuğun efendisi olan ay ise olumsuz, dişi güç yin’dir. Bunlar, birarada, herşeyin anlam, yön veya yolunu, tao, düzenlerler; durmadan dönen, siyah ve beyazın biraraya gelmesiyle oluşan geometrik şekil, yin ve yangın temsilidir. Güneş ve Ay’ın altında beş gezegen vardır. Her biri bir öğeyle bağlantılıdır. Merkür su öğesinin, kuzey öğesinin, Venüs metalin ve batının, Mars ateşin ve güneyin, Jüpiter ağacın ve doğunun ve Satürn toprağın ve merkezin gezegenidir. Hindistan’da da, Buda tarafından (İÖ 563-483) incelenecek kadar eski tarihli beş öğe öğretisi vardır, geleneksel olarak İÖ sekizinci yüzyılda yaşamış olabilecek Kapila adlı eski bir bilgeye atfedilmektedir. Hint geleneğinde beş öğe beş duyuyla ilişkilendirilmektedir: Eter, birinci, işitme; hava, ikinci, dokunma; ateş, görme; su, tat alma; toprak koku duyusuyla. Batı’da, Buda’nın çağdaşı Empedokles’ten (İÖ y. 500-430) beri yalnızca dört öğe biliyoruz: ateş (sıcak ve kurudur),hava (sıcak ve nemlidir), su (soğuk ve nemlidir) ve toprak (soğuk ve kurudur). Sistemler farklıdır fakat aynı kökenden geliştirilmişlerdir.
İnsan kurban genellikle yalnızca kurban edilmek üzere yetiştirilen bir piçtir; sağlığına dikkat edilir, sevgiyle yetiştirilir ve kendisini bekleyen kaderden habersizdir. Çocuk ve üç dişli domuz, tamamiyle aynı biçimde boyanarak dolmenin önüne götürülür, “aniden, çocuğun arkasında dans edenler onu yakalar, mavi boyalı boynuna atmaca imgesinden sarkan ipi geçirir ve ayakları yerden kesilecek biçimde çekerler, o anda kurbanı veren sopa sını başına indirir. Kurban indirilir ve üç dişli domuz da sopayla öldürülerek yanına yatırılır.” Çocuğun gövdesi yemeleri için ata imgesini yapanlara verilir. Kurban veren erkeğe Maltanas ‘Yeraltı dünyasının Efendisi’ adı verilir. “Yeraltındakilerle iletişim kurar, istediğini yapar hatta yapılmayacakları yapar” diye anlatıyor, “kimse onun nefretini kazanmaya cesaret edemez.” Cinayetten sonra yeni Efendi otuz gün taş yapıda kalır ve yalnız yam yer. Kol ve bacakları en değerli kabuklardan yapılmış pazıbentlerle doludur, bileğinden dirseğine kadar domuz dişleri sallanır. Ölümün hiç acı veremeyeceği ölümsüz insanın ta kendisidir.
Hindistan mitoloji doğuran bölgesinin aniden ortaya çıkan önde gelen öğeleri arasında şunları sayabiliriz: yılan, tropik bitki yetiştiricilerin ilkel proto-neolitik canavar yılanından geliştirilmiştir; yogi, şamanlığın vecd teknik ve deneyimlerinin çok geliştirilmiş biçimidir; tanrıça, Akdeniz bölgesinden ne yolla alınıp ne dereceye kadar değiştirilmiş olduğunu söyleyemiyoruz ve kutsal birleşmenin ilkel simgesi olarak, dünyanın her yerinde aynı zamanda geliştirilip kullanılan soyut cinsel birleşme simgeleri (lingam ve yoni) Alıntılanan öğeler ve düşünceler arasında ise elbette yazı, mühür sanatı, çok renkli çömlekçilik, tekerlekli araçlar, metal işleyiciliği, tahıl tarımı, hayvancılık, şehir düşüncesi ve muhtemelen hiyeratik şehir devleti bulunuyordu. Kuşkuya yer bırakmayacak biçimde, Hindistan’da görülen daha sonraki dönemlere ait görev (dharma) ve yeniden doğum çevrimi (samsara), tanrılar şehrinin bulunduğu kozmik dağ, acıların yeraltı dünyası ve kutsamanın gök dünyası, güneş ve ay hanedanları ve kutsal kral katli Mezopotamya’dan alınmıştır. Lingam ve yoni’nin hayvan eşdeğerleri boğa ve inek de aynı durumdadır. Fakat bütün bunlara karakteristik bir nitelik kazandırılmıştır, yerli Hint etkisini tanımamak olanaksızdır.
Kısaca, İÖ üçüncü bin yıl içinde, Mezopotamya mitoloji doğuran bölgesinin, ileri neolitik ve hiyeratik şehir devleti düzeyindeki uygarlığının İran yoluyla Hindistan’ı büyük etki altında bıraktığı kanıtlarıyla ortaya çıkmaktadır
Reklam