Hiyeratik şehir devleti çağında (İÖ 3500-2500), o zamandan beri gelişen yüksek uygarlıkların bütün temel kültürel özellikleri (yazı, tekerlek, takvim, matematik, soyluluk, rahiplik, vergi sistemi, muhasebe, vb.) aniden ortaya çıktı, tarih öncesi sona erdi ve yazılı dönem başladı. Şimdi yalnız tapınak külliyesi değil, bütün şehir kozmik düzenin dünyadaki taklidi olarak kavranılmaktaydı. Rahipler, savaşçılar, tüccarlar ve köylülerden oluşan fazlasıyla farklılaşmış, karmaşık biçimde örgütlenmiş toplum, din işlerinde olduğu kadar dünyevi işlerinde de, evren (makrokozmos), toplum (mezokozmos) ve bireyin (mikrokozmos) mükemmel bir uyum içinde birleştiği bir tür büyüsel ahenk oluşturduğu düşünülen astronomik esinli matematiksel bir kavrayış çerçevesinde yönetilmekteydi. Dünyevi, semavi ve bireysel konularda doğal bir uyum bulunduğu varsayılmaktaydı ve oynanan oyun artık buffalo dansı veya tohum dönüşümü değil, yedi çevrenin, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, ay ve güneşin debdebeli alayıydı. Matematikleriyle birlikte bu gök cisimleri evrensel yasanın meleğimsi habercileriydiler. Çünkü bir yasa, bir kral, bir devlet ve bir evren vardı. Küçük şehir devletinin duvarlarının ötesi karanlıktaydı. Ama duvarların içindeki düzen sonsuzluğa kadar insan için oluşturulmuştu, kral ekseninde örgütlenip destekleniyordu. Kral, ayın aziz bir taklidi olarak, yüreğinden bütün sapkın etkileri temizlemişti ve biçim değiştirmişti. A’nın B olduğu büyü kuralına uygun olarak dünyevi bir ay olmuştu. Kraliçesi de güneşti. Ölümünde ona eşlik edecek olan bakire rahibe, dirilişinde de gelini olacak olan Venüs’tü. Ve önde gelen dört bakanı, hazine ve savaş bakanları, başbakanı ve celladı, sırasıyla Merkür, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin dirilmiş güçleriydiler. Kralla birlikte taht odasında