asdjkl

asdjkl
@efilist
Avustralya ritinin üç ayrı aşaması tanımlanabilir: topluluktan ayrılma, dönüşüm (normal olarak hem fiziksel hem psikolojik) ve topluluğa yeni bir rolle dönüş. Havaya fırlatma ritüelinde ayrılma krizi temsil edilir. Sünnet ve yarma, geri dönülmez biçimde dönüşümü belirler. Çifte çurunga da dönüşe işarettir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Eğer, artık, üç türevi -Hindu, Yahudi ve Yunan- zihinlerimizde birbirine ekler ve karşılaştırırsak, ortak bir gelenekten çıkmadıklarına inanmayı herhalde kolayca kabul edemeyiz. İlkel Avustralya örneği ötekilerle birlikte ele alındığında bu olasılık daha da ikna edici ve şaşırtıcı olur. Sünnet edilen oğlan babayla özdeşleştirilmeden önce ilk atanın başından çıkan canlı ağaca sarılır! Kimdir o? Bu bilimde benzetme yapma cesaretimiz olmak zorunda; yan tarafı huşu içinde Babayla bir olma ritinde mızrakla açılacak, ilk atanın kafatasının gömülü olduğu tepeye dikilen haçta yükselen İsa’yla görülen açık koşutluğu (bunun nasıl olabildiğini şu an açıklayamazsak da) ortaya koymaktan korkmamalıyız.
Bütün mitos ve ritlerin bize anlattıkları, evrenin gizemi ve dünya tapınağının mucizesi, aynı zamanda insanın bireysel yaşamını bütünle uyum içine sokmak için gösterilen büyük çabadır. Bu gizem, mucize ve çabanın imgeleri insanoğlunun geleneklerinde muhteşem bir içerikle tespit edilip yaşatılmıştır -yerel yaşam ve kültürlerin değişkenliğine karşın insan zihniyle yaşıt olup olmadıklarını merak etsek yeridir.
Roheim
“Baba ve sünnetçilerin dramatize edilen öfkesi çocukların öldürüldüğü özgün erginlenme mitoslarında, erginlik ritlerinin temelindeki yaşlı kuşağın saldırganlığını doğuran Oedipus kompleksinden kaynaklanan dürtüyü kesinlikle göstermektedir. Bu bakımdan sünneti hadım etmenin hafifletilmesi olarak görmekte tamamiyle haklı çıkıyoruz.”
Uygar göze kaba görülebilecek olan dikkat çekici bir dizi rit, ilkel cehaletin boş inanları olarak basitçe göz ardı edilemez. Tersine bunlar ilkel zihnin, en azından bazı yönleriyle bizimkinden daha incelmiş ve etkili olan zekânın, temel amacı eğiticilik olan veya belki büyüsel dememiz daha doğru olan, işlevsel biçimde uygulamaya konulmalarıdır: amaç ruhun büyüsel dönüşümüdür. Gerçekten, söz konusu olan, gerçek anlamıyla daha sonraki ortaçağ Avrupasında geliştirilen homongolos düşüncesinin eski bir örneğidir. Goethe bu düşünceyi Faust’un ikinci bölümünde usta bir psikolojik ve tarihsel anlayışla işlemiştir: doğanın sağladığı kaba malzemeden (materia prima) gizemli sanat yoluyla küçük bir insan (homunculus) yaratılmıştır.