Varlıkların yaratıcısı kişiliği, mutlak olarak değilse de, pratik olarak dünya mitolojilerinin hepsinde evrenseldir ve çocukluktaki anababa imgesinin her şeyi yapma gücü ve yetkisiyle bağdaştırılması gibi dinsel düşüncede de evrenin yaratıcısının evrensel yasaların koyucusu ve uygulayıcısı olduğu düşüncesiyle ortaktır...
Dünyanın kökeniyle ilgili mitolojik sistemler farklıdır fakat en nadirler dışında hepsinde (çocuk dünyasındaki gibi) kanıt aranmadan, canlı evrenin, bir ana-baba veya baba-ana Tanrının, psikolojik veya fiziksel işi veya yayılışı olduğu inancı bulunur.
Dinsel öğreti ve törenlerin ana amaçlarından biri, dolayısıyla, benlik duygusunun olabildiği kadar bastırılması ve katılım duygusunun geliştirilmesidir. İlkel kültürlerde bu katılım, temel olarak, kendisini yerel çevrenin doğal düzenine katılım olarak kavrayan topluluğun organizmasına katılımdır. Bu katılıma ölüler de dahil daha geniş bir topluluk kavramı da eklenmelidir. Örnek olarak Hristiyanlıktaki Kilise Militanı, Acı çekme ve İftihar düşünceleri gibi: Dünya, Araf ve Cennet. Ve son olarak, bütün mistik çabalarda esas hedef benlik damlasının Bütünün okyanusunda erimesidir: nefsinden sıyrılmak ve Yüz’e kapılmak.
İyilik yaratmaz. Hayal gücünden yoksundur; ya da ne kadar baştan savma olursa olsun bir dünya meydana getirmek için hayal gücü gerekir. Hiç olmadı, iyilikle kötülüğün karışımından ortaya çıkabilir bir eylem veya bir eser. Ya da bir evren. Bizimkinden yola çıkarsak, her halükârda yaratımın izi şerefli bir tanrıya olduğundan çok daha kolay bir şekilde maznun bir tanrıya sürülebilir.