• Dedim ki:

    - Ey gazeteciler! Edibler edebli olmalı, hem de edeb-i niyet-i halisa tanzim etmeli. Halbuki siz, le, yâni, taşrayı İstanbul'a ve İstanbul'u ederek efkâr-ı umumiyeyi bataklığa düşüsî garazları ve fikr-i intikamı uyandırdı...
  • "Sadri Alışık'ın o mağrur ifadesi canlanıyor okuyunca gözlerimde:'Efkar iyi bir şey olsaydı sana bana bırakırlar mıydı hiç?'Sevdiğini kitapların arasına,üşümüş ağaçların yapraklarına,sağnak yağmurlara saklamişsa da...Sevenin sevdiğine yaptığı bir nazdır ayrıca bu.Bu yüzden anılar vermiştir Tanrı.Fakat, insanın beşer tarafındayız.Onlarla avunmayı değil onlara bakıp hüzünlenmeyi biliriz.Ağlarız sitem ederiz.Kitapliğimizdan bir kitap seçeriz,bir çizginin şekil aldığı harfler arasında ararız gidenin yokluğunu.
    Şiir okuruz,
    Şarkı söyleriz,
    ..."
  • Ibrahim Sadri
    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum 
    gecenin efkarı iniyor perde perde 
    sevdanın hayali vuruyor arada bir içime 
    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan 
    ali bakkalın hemen yanında 17 numara 
    o kırgın hayatın tam ortasında 
    hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta 
    biri gurbetin ,biri ihanetin, 
    biri de seni böyle sevmenin hikayesi 
    sevdanın camı bana bakıyor ben cama 
    ve bak sen şu serencama 
    pencere önünde menekşeler ,hatmiler 
    bide gece sefası ,bide haytalığı adamın 
    abi bide sevdanın hayali vuruyor arada içime 
    iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor 
    arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan 
    anlarsın ya güzel abim 
    iç cebimde bir umut doğuyor 
    bide nerden bulduysam resmi sevdanın 
    resimde sevda inadına gülüyor 
    sevdam gayri resmi bilmekteyim 
    gel ki benim abim 
    birazda üstümüzde macera güzel duruyor
    yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda 
    hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını
    hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi 
    dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze 

    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum 
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum 
    ağzımda fiyakalı bir ıslık 
    zulamda ağır yarası sevdanın 
    ali bakkalın çırağı metin anlıyor halinden insanın 
    metin nedir senin niyetin 
    kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin 
    bu akşam yine odamda efkar var 
    anlarsın ya metin adamın halinden adam anlar
  • Ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
    gecenin efkarı iniyor perde perde
    sevdanın hayali vuruyor arada bir içime
    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    hani şu perdelerinde mavi kuş resimleri olan
    ali bakkalın hemen yanında 17 numara
    o kırgın hayatın tam ortasında
    hani duvarlarında hala yazılar olan o sokakta
    biri gurbetin ,biri ihanetin,
    biri de seni böyle sevmenin hikayesi
    sevdanın camı bana bakıyor ben cama
    ve bak sen şu serencama
    pencere önünde menekşeler ,hatmiler
    bide gece sefası ,bide haytalığı adamın
    abi bide sevdanın hayali vuruyor arada içime
    iyi oluyor diyorum bu sana iyi oluyor
    arada bir arkadaşlar geliyor laflıyoruz ordan burdan
    anlarsın ya güzel abim
    iç cebimde bir umut doğuyor
    bide nerden bulduysam resmi sevdanın
    resimde sevda inadına gülüyor
    sevdam gayri resmi bilmekteyim
    gel ki benim abim
    birazda üstümüzde macera güzel duruyor
    yani yakışıyor adama yakışıklı bir sevda
    hayat haybeye vurmuyor yüzümüze belasını
    hayat sokağımızda bir kehribar tespih gibi
    dokuyor tanelerini takır takır yüzümüze

    ben sevdanın oturduğu sokakta oturuyorum
    geceler hiç bitmiyor ben hiç uyumuyorum
    ağzımda fiyakalı bir ıslık
    zulamda ağır yarası sevdanın
    ali bakkalın çırağı metin anlıyor halinden insanın
    metin nedir senin niyetin
    kap bakalım abine bir taze ekmek biraz zeytin
    bu akşam yine odamda efkar var
    anlarsın ya metin adamın halinden adam anlar
  • Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa'yı erbain soğuklarında, 23 Aralık günü dünyaya getirdiğini söyler.
    ...
    Mustafa Kemal, Askeri okula kaydedildiğinde, Rumi ya da Hicri olduğu belirtilmeden doğum hanesine 1296 yazılmıştı. hicri takvimle 1296, miladi 1879'a, Rumi takvimle miladi 1880 ya da 1881'e karşılık geliyordu. Mustafa Kemal, 1919 yılında Tasvir-i Efkar gazetesinin soruları için gönderdiği özgeçmişte, Rumi 1296 yılında Selanik'te doğduğunu bildirmişti.