Sesli Güldüm
"Adam:
-Ey dilberi rana! Ey tesadüf-ü müstesna! O mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım... Niyetim acizane-i taciz etmek değildir. Bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir... Sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!..

Kadın:
-O mahrem suratınıza bir sille-i Osmaniye nakşedersem sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz."

|Alıntı|

HeRZe, bir alıntı ekledi.
 22 saat önce · Puan vermedi

İnsanlar gidiyorlar
Gurbete,
Şehire,
Kâra,
Sen bir efkar gelmiş de ağlıyorsun...

Bütün Şiirleri, Enver Gökçe (Sayfa 67)Bütün Şiirleri, Enver Gökçe (Sayfa 67)
Ekrem, bir alıntı ekledi.
 20 May 00:48 · Kitabı okuyor · Beğendi

Kara Üçleme (Hayat Berbat)
Gloria'ya bakıyordum; gözlerine, burnuna, ağzına, çenesine, kızıl saçlarının iki kahkülü arasından çıkan kulaklarına bakıyordum. Silueti beni sarhoş ediyordu. Şakaklarım bir cenderede sıkışıyor gibiydi. Annemin matemini tutup tutmadığımı bilmiyordum. Mümkündü bu, ama annem hiçbir şarkıda anılmıyordu ve bir gün Gloria'ya onun elinden öleceğimi söylemiştim ve bu sözü tekrarlayan aptal bir şarkı vardı ve ilk karşılaşmamız sırasında efkar ve kaktüsler üzerine  olan nakarat bu dudaklardan dökülüyor. Kimin elinden öleceğimden habersizdim, Gloria'nın mı, annemin mi, kendimin mi? Ama ölecektim, bütün ölülerin yanına gidecektim ve içimi saran duygu ne hüzünlü ne de neşeliydi; sade bir şekilde yansız ve korkunç bir şekilde matematikseldi; iki kere iki dört ediyordu, hayat bu kadar berbattı ve ben bir mezarlıktım...

Kara Üçleme, Leo Malet (Sayfa 135 - Metis)Kara Üçleme, Leo Malet (Sayfa 135 - Metis)
Evin, bir alıntı ekledi.
19 May 22:54 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Efkar basınca okumaya bir kitabım bile yok.!

Açlık, Knut HamsunAçlık, Knut Hamsun

Aslı Bir Yasemindir İçimdeki Gecenin
Son kurbanı ben miyim bu şehla bilmecenin
Aslı bir yasemindir içimdeki gecenin
Böylesine taşır mı karanlığı bir adam
Böylesine kahrını damıtır mı bu şehir
Bir çöl kalır her deprem sonrası ellerimde
Bir yüzün kalır
Yüzün ki, bir yanında yükselir sıradağlar
Bir yanında şairler yalnızlığı anlatır

Yüzün işte bu yüzden yasemindir her gece
Yine mi kıskanıyor bahçıvan bebeklerin
Ebedi odalarda uyuyan gözlerini
Yine bir mum alevi kıyısında dönence
Gölgesi duvarlara vuruyor meleklerin

Bir yanı neden eksik deniz fenerlerinin
Sen de mi limanları temizleyen bir adam
Ve aydınlık bir rıhtım arıyorsun yeniden
Sanki biri bakıyor içimde bir gemiden
Zamana boyun büken yaralı bir sur gibi
Sen de mi bir şehzade bekliyorsun öteden
Bir tufan ortasında çaresiz, mahsur gibi
Gel, rüya toplayalım bu esrarlı geceden

Bir mihr-i müecceldir şehrin karanlıkları
Yağmur yağınca birden
Zencilerin bembeyaz düşlerinde gül açar
Turnalar çılgındır, ketum ve siyah
Gökyüzünde gizli tüneller açar

Yıllar gam bozkırında tükendi bencileyin
İnadına köpürdü dudaklarımda zehir
Ne hazinedir ki, hala anlamadı gönlümün
Devasa bir sığınak olduğunu bu şehir

Duymaz mı benden gayri, gökteki çığlıkları
Bir kağnıyı sadece fotoğrafta görenler
Hayal kırıklığına uğramaz mı yeniden
Yokluğumu seninle aynı safta görenler
Küf yeşili bir dünya bıraktı kollarıma
Boynuma yıldızları asıp, yafta görenler
Belki de onaracak kalbini çeşmelerin
Birgün seni de bana itirafta görenler

Kuştüyü bir yatakta ölen bir mihracenin
Beyaz elbisesini giyse de bu şehrayin
Aslı bir yasemindir içimdeki gecenin
Yeter ki, koy ufkuma gözlerini aniden
Varlığıma gizemle yaklaşan gözlerini
Bir saray bahçesinde yeşeren lale gibi
Sonsuzluk ırmağına karışan gözlerini

Hangi demir dayanır bakışlarına, söyle
Hangi dev mahkûm eder savaşan gözlerini
Karayel doyasıya öpüyor yanağından
Umudu sefillerle paylaşan gözlerini

Bir hayal, serabıyla aldatıyor ülkemi
Bir alev, çığlığımla tutuşturup yaktığım
Yine aynı sarhoşluk Kehkeşanlar uğruna
Yine aynı katafalk, ruhumu bıraktığım

Gün doğar mı, bilemem, zeval ufkunda bir gün
Yosunlara karışıp sayrılıklar içinde
Bir kara büyü gibi yayılarak her ize
Cellâdını beklemek ayrılıklar içinde
Nedendir esir olmak kuruyan bir denize

Söyle, neden bu kadar belirsiz bakışların
Sel suları mı indi paslı kirpiklerine
Ölüm bir kurşun gibi girdiyse yüreğine
Bekle, sonu gelmeyen azabını kuşların

Yalnız seni arıyor hudutlarımda zaman
Atlasında hep senin hayalini saklarım
Dağılmaz mı bu efkar, bu sessizlik, bu duman
Neden böyle kıpkızıl akıyor ırmaklarım

Sana göre ben garip bir canda unutulmuş
Efsunlu bir davada sanık olan biriyim
Oysa bir tayın göğsü kadar narin ve ürkek
Ne gurbet kaçamağı, ne zavallı bir sarhoş
Sadece ihtilale tanık olan biriyim

Al götür ta öteye ağlayan mektupları
Götür ağzı köpüren atları bu şehirden
Sana dimdik yürümek yakışıyor ey kadın
Bana bir padişahı ağırlamak yeniden
Eteğinden kan sızan gelinliği al götür
Götür bu yağmalanmış haritayı evimden
Çocukları öldüren hainliği al götür

Mahşeri bir hicretin rahmidir niranımız
Bak işte, kıyam üzre, yüzyıllık viranımız
Tanyeri kalbi midir intizarın, bilemem
Bıktım hafifliğinden dorukta her cücenin
Bu son infilakı mı bir mezarın, bilemem
İntiharı ben miyim bu meşhur bilmecenin
Aslı bir yasemindir içimdeki gecenin
Belki de, isyanımdır ah ü zarın, bilemem

— Nurullah GENÇ

Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
15 May 00:27

"...Bedevî bir kavim ve ümmi bir muhitte, hayat-ı içtimaiyeden ve efkâr-ı siyasiyeden hâlî ve kitapsız ve fetret asrının karanlıklarında bulunan ve pek az bir zamanda en medeni ve malûmatlı ve hayat-ı içtimaiyede ve siyasiyede en ileri olan milletlere ve hükûmetlere üstad ve rehber ve diplomat ve hâkim-i âdil olarak şarktan garba kadar cihan-pesendane idare eden ve sahabe namıyla dünyada namdar olan cemaat-i meşhurenin ittifakla can ve mallarını, peder ve aşiretlerini feda ettiren bir kuvvetli imanla tasdikleridir..."

Asa-yı Musa, Bediüzzaman Said Nursî (Hüccetullah-il Bâliğa Risalesi)Asa-yı Musa, Bediüzzaman Said Nursî (Hüccetullah-il Bâliğa Risalesi)

Efkâr iyi bir şey olsaydı sana bana bırakırlar mıydı hiç?

Sadri Alışık

Oğuzkan Bölükbaşı
Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin
Yüreğimin duvarlarına
Astığım görünmez bir resimdin oysa
Ancak bir efkar masasında gösterdiğim
Gel diyeceğim
Cesaretim yok yeniden seni yaşamaya
Hasretin yaşamak gibi canlı
Ve heyecanlı maceraların ümidiyle
Gözlerin gibi değişiyor düşüncelerim

Karşılığı az olan bir sevmeydi benimki
Yalnızca varlığının verdiği bir aydınlık duyguydu
Yağmur yağdığında kirpiklerinin ıslanması
Güneşte gözlerinin kısılmasıydı
Veya yanağına kondurabildiğim küçük bir öpücük
Bir ömürlük anıların başlamasıydı
Nereye baksam senden kalan bir şeyler var
Öylesine candan sarılmadan ayrılsan da
Verdiğin sözlerin hepsini tutmadığını biliyordum
Yetiyor mu bana kalanlar

Yaşamın her haline güzel bir şeyler eklemek gerek
Ayrılıklarda anıların
Vuslatlarda an neyse onun tadını çıkarmak
Gözleri
Dudakları
Saçları
Resmetmek
Bestelemek
Şarkılar söylemek

Kim aklımda en uzun kaldıysa
Odur sevdaya en yakın dönemeç
Hızımı kesen
Sen
Adına dilimin dönmediği bir kokuyu bırakıp gittin