Bu gece, çok şükür kendimle baş haşayım, İstediğim gibi, dilediğimi mevzu üzerinde düşünebilirim. Artık kimseden akıl danışmaya ihtiyacım yok. Asırların fitnesini kafasında taşıyan şeytan, zihnimi alt üst etmeyecek; şuracıkta tesbit ettiğim bir kaç meseleyi sırasile ele alacağım. Diyorum ki, ilk önce, bizim telif ve tercüme işinden başlayayım- Sabık Maarif Nezareti zamanındanberi hepimizi en çok meşgul eden bir mesele. Bâbıâli yokuşu oradan çıkmadı mı? Tanzimatta kuvvet Divanı hümayundan Bâbıâliye geçtiği zaman, «Gülhane hattı» nın bir haşiyesi gibi bu yokuş da meydana çıkıverdi. Basiret, İbret, Tasviri Efkâr yeni fikirlerin bayraktarlığını yaparken Osmanlı saltanatında üçüncü bir kuvvet beliriyordu: sokak!
Gariptir ki, bu çok yerli inkişafta bile yenilik fikirlerinin az çok hissesi olur; filhakika, Yeniçeri zümresinin yola geleceğinden ümit kesen hükümdarın efkâr-ı umumiyeyi ocaktan uzaklaştırmak için, şahsen de mütemal olduğu Mevleviliği gittikçe daha fazla tuttuğunu ve böylece Bektaşîlik an'anesine dayanan ocağa karşı âdeta ruhanî bir aksülamel hazırlamaya çalıştığını biliyoruz.
Dünyada en kolay iş efkarlanmaktır.İçimizde çalar efkarlı müzik. Neşelenmek, hayatın tadına varmak, dans etmek için, hariçten gelen melodiye gerek duyarız.