Her şeyden önce ahiret hayatında müminlerin Allah'ı göreceklerinde tereddüt yoktur. Çünkü görmek, insan talebinin neticesidir. Allah'ı aramamız O'nu görmekle nihai cevabını bulacaktır. Bu sebeple sûfiler Allah'ı görmekten insan talebinin bir neticesi olarak söz ederler. Allah'ın görülebilir olduğunu reddeden Mu'tezile'ye karşı Ehl-i sünnet'in delillerinden birisi görmeyi talep eden Hz. Musa'ydı. Hz. Musa Allah'ı görmek istemiş, Allah ise ona dağa bakmasını emretmişti; dağ yerinde dursaydı O'nu göre bilecekti. Halbuki dağ parçalandı; Hz. Musa da bayılıp düştü. Ehl-i sünnet tutarlı bir sekilde buradan -görmenin imkânsızlığını değil- Allah'ı görebilmenin mümkün olduğu neticesini çıkarmıştı. Çünkü imkân âleminde dağın yerinde kalması mümkündü: Allah dileseydi dağ yerinde kalırdı. Üstelik Allah, Hz. Musa'ya bu talebi yasaklamamıştı. Demek ki görmek yasaklanmış veya imkânsız olarak zikredilmemiş, sadece şarta bağlı olarak zikredilmişti.