Görünmüyor mevsimde hüzün, bulutlar bir garip rüyaya dalmış. Ufukta güneşi ağlatan yüzün, bir mülteci gibi tenhada kalmış. Toprak yandı gülüm, çeşmeler zehir, şimdi bilsende bir bilmesende bir.
Umutsuz şarkılarla avutulduğum yeter. Göğsümde bir yanardağ kıvranıyor Rüveyda. Yaraları kapandıkça kanıyor Rüveyda. Sen sevda yüklü bulut, göklerimin sahibi saklıyorum içimde seni bir tufan gibi. Bu ağıdı öldüğün için söylemiyorum. Sen ölmedin Rüveyda. At vuruldu; ben öldüm. Her hamlesi bir tabut şimdi bakışlarının. Yıkayıp kefenledin; mehtabına gömüldüm. Her iklime kanatlı bir haberci salsınlar. Çağır aşıklarını; namazımı kılsınlar. Duysun âlem ateşin taşı erittiğini. Bu illetin taşları bile çürüttüğünü. Gün olur da, ayrılık yumağı çözülür mü? Bergüzarım ayaklar altında ezilir mı? Rüveyda, görür müyüm yeşil ufuklarını. Yoksa hep bu kabirde kalır mıyım Rüveyda.