Mesela ben, gayet tabii olarak, yalnız aklımı kullanıp hayatiyetimin ancak yirmide birinden faydalanarak değil, içimde hayatla ilgili bütün unsurları seferber ederek yaşamak istiyorum. Aklın kudreti nereye kadar uzanır? Akıl öğrenebildiği kadarını bilir (bazı şeyleri hiçbir zaman öğrenemeyebilir; gerçi bunun teselli edici tarafı yok, ama neden söylemeyelim?) ama insan hayatı hem şuurlu, hem şuursuz olarak, kâh aldanıp kâh aldatarak devam edip gidiyor.
Keşke sadece tembellik yüzünden hiçbir şey yapamasaydım. Tanrım, o zaman kendime ne büyük saygı duyardım. Tembellik de olsa belirli bir özelliğe sahibim, buna eminim diye kendime saygı duyardım. Benim için, "Kim bu adam?" diye sorulunca "tembelin biri" cevabını verirlerdi ki, bunu duymaktan da son derece hoşlanırım. Benim de kendime göre bir niteliğim, hakkımda söylenecek söz olurdu.
Kendi kendime macera hayalleri kuruyor, kafamda uydurduğum birr hayatı yaşıyordum. Durup dururken, ortada fol yok yumurta yokken kendi kendimi gücendirdiğim çok oldu; aslında hiç sebep olmadığını bildiğim halde kendimi öyle dolduruyordum ki, sonunda gerçekten gücenip içerliyordum.