Dertler yarışamazlar, onları yarıştıran ve kendi tahammül seviyemizden değer biçenler bizleriz. Aslında bizi altında ezen şey dertlerimizin büyüklüğü değil o derde ortak bulamamak. Senin derdine aynı gözle bakabilecek bir çift göze bakamamak.
Belki de asıl ezici olan, bir insana değil bir fincan kahveye sığınmak ve bu yüzden o kahveden bir yudum bile alamamak...
Kendisine olan saygısını da yitirdiğinde ne yapar insan? Kim açar kapısını, kendinden bile kaçsan?
Kalmak mı zor gitmek mi?
Otuz beş binde verilen bir karar.
Hangisi yaşatır, hangisi derinden yaralar?
Verilmesi zor cevaplar.
Tek teselliyse; 𝘣𝘢𝘻ı 𝘪𝘯𝘴𝘢𝘯𝘭𝘢𝘳 𝘣ö𝘺𝘭𝘦 𝘺𝘢ş𝘢𝘳...
Hak etmiyor muyum yaşamayı?
Toprak dolu tırnaklarımın altı.
Benden beni almak isteyenlerin kazılı mezarı.
Dik bir mezar taşı. Et hadi son duanı.
Kim ağlar da iyi anar kötü insanı.
Yaratılanı sorguya çeker Tanrı.
O zaman açığa çıkar bu dünyada bir kral mıydın?
Yoksa yalnızca bir soytarı mı?
"Nefret ediyorum senden!"
𝘚𝘦𝘯𝘪 𝘴𝘦𝘷𝘪𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮.
"Bana bu yaşama hevesini verdiğin için nefret ediyorum! Beni sevdiğin için nefret ediyorum! Bu kadar acıttığı için de nefret ediyorum!"
"𝘉𝘦𝘯 𝘥𝘦 𝘴𝘦𝘯𝘪 𝘴𝘦𝘷𝘪𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮 𝘓𝘪𝘯𝘢."