İnsanoğlu!Ne tanmlanamaz bir yaratık! Her yaratığın üstünde olduğunu ifade eden aynı insanoğlu, en çok gerektiği bir dönemde çaresiz bir uyuşuk haline gelmez mi?
Mutluluktan başı dönmüş ya da kaygılarla bunalmış olsun, kendini sonsuzluklara salıverirken de yine sınırlanmış değil midir? Her zaman kendini ve kendi çaresizliğini anlamayı fark etmekten doğan umutsuz bir duyguyla dönüp dolaşmaz mı?
Suçun yalnızca bende olduğunu anlıyorum. Suç diyorum ama ne diye suç olsun ki? Bugün benim içimde azap kaynağı olan duyguların yerinde, bir zamanlar heyecanlı bir güvenin mayası yok muydu? Bir zamanlar bitmeyen bir coşkuyla sevgi yolunda koşarak attığım her adımda kendime yeni bir cennet yaratan ve sevgisiyle dünyaları kucaklayacak bir kalp taşıyan ben değil miydim? Peki, o kalbe bugün ne oldu? O kalp artık öldü! Onda artık hiçbir sevinç yeşermez. Gözyaşlarım kurudu, rahatlatıcı gözyaşlarının artık dindiremediği tatlı çarpıntılarım durdu ve kederlerim alnımda derin kırışıklıklar oluşturdu. Bilsen ne kadar acı çekiyorum! Çünkü bana hayat tadını veren, bana çevremde başka dünyalar gösteren o duygu yitti, silindi.
Ah, insan yaşamda öyle geçici bir yolcudur ki, kendi varlığına en fazla inandığı ve arkadaşlarının ruhlarında, kalplerinde en derin izleri bıraktığını sandığı bir yerde bile belleklerden hemencecik silinecek, hiçbir iz bırakmayacaktır! Hem de öyle çabuk ki!