İnsanın yüzüne kırışıklıkları çeken en büyük şey, kaygıdır. Ne diye mutsuz olayım, surat asayım ve ayak sürüyüp etrafımdaki herkese de aynı hissi yaşatayım? Olduğun kişi olursan güneş her zaman doğar. Günışığı her zaman yayılır.
Flaubert'e verelim gene sözü: "Çocuklar gibi kendinizi eğlendirmek ya da hırslılar gibi yaşama dair talimat bulma amacıyla okumayın. Hayır, yaşamak için okuyun.”
Bir de kitabı şöyle sol ele alıp doyurucu ağırlığını hissetmenin, ardından şehvetle açılarak eşsiz kokusunu salmasına izin vermenin ve nihayetinde bir grup sayfayı sağ elde tutup sağ başparmakla taramanın, arada keyfe göre, gelişigüzel bir sayfada durup göz atmanın hazzı vardır. Bir sultanın iktidarsal, dalıp gitmeli hazzıdır bu. Ve okumak da ayrı bir şehvettir.
Okumak bir temas sporudur; fizikseldir, faaldir, yorucudur.
Okumak üstün, numaracı ve hızlı bir güçle kapışmaktır ve bu güç, yakın dosta dönüşebilecek bir güçtür. Postmodern yaklaşım yazarları ortadan kaldırıp edebiyatı bir "metinler" dizisine dönüştürmeye çabalamıştır ama gerçek okurlar, okumanın arkadaşlık demek olduğunda Proust'la hemfikirdir. Yazarlar, uzam ve zamanda yayılan gizli bir sosyal ağdaki dostlardır.