Kitaplar, insanın hiç konuşmadan anlaşabildiği dostlarıdır.Kendini yalnız hissettiğinde bir cümle elini atar omzuna ve bu acıyı yaşayan tek kişinin sen olmadığını fısıldar. Kendi kendini teselli etmenin en tesirli yoludur aslında. Söyleyemediklerini başkasının ağzından duymak her zaman rahatlatıcıdır çünkü.
Bir başkasının da bunu yapmış, yaşamış yahut düşünmüş olması cesaret verir insana. Bulduğu cesaretle 'Ben de... dercesine çizer cümlelerin altını . O yüzden altı çizilerek okunan bir kitap kolay kolay verilmez bir başkasına. Çünkü kimse yaralarını göstermek istemez. Kimse, nereden yumruk yerse nakavt olacağının bilinmesini istemez. Biri altını çizdiği bir kitabı veriyorsa sana bil ki ya yarasının sebebisin ya da yarasını göstermekten çekinmeyeceği biri...
"Keşke "den daha hüzünlü bir kelime varsa o da "belki" hiç şüphesiz . Bakmayın kesinlik taşımıyor gibi göründüğüne. Belki,
"belli ki" demektir çogu zaman. Umuttan umutsuzluğa yolculuktaki özne... İnsanı içten içe yiyip bitiren bir tümör...
Şu hayatta en çok imrendiğim şeylerden biridir cahil özgüveni. Okumaya, dinlemeye, düşünmeye ve öğrenmeye ihtiyaç duymaksızın her şeyi bilirler ve tüm bildiklerini hiçbir şüphe duymaksızın hararetle savunurlar. Futbol, din ve siyaset... Bu üç ana konu dışına çıkmaz sohbetleri çünkü özüne değil bir bütüne dahil olmanın güvenidir o aslında. Siz doğrusunun ne olduğunu anlatmak için istediğiniz kaynakları sunun, istediğiniz ispatları serin önlerine; fikirleri öyle sabittir ki kıpırdatamazsınız yerlerinden. Haklı olanı değil, menfaat sağlayabileceklerini savunurlar. Cehaletinin farkında değillerse çok büyük zarar veremezler başkalarına. Çünkü farkında olmadıkları için tehlikeli de değillerdir. Cahil, neyi bilmediğini bile bilmediği için her zaman mutludur, huzurludur, haklıdır . Oysa cehaletinin farkında olan insan tehlikelidir, bilgisizliğini gizlemek için her türlü dümeni çevirir, kendini haklı çıkarmak pahasına her şeyi göze alır.