Milliyet duygusu, başlı başına bir sosyal topluluğa kuvvet ve katılık veren ve hayat kabiliyetini genişleten bir keyfiyettir. Bunda cahil olan, bunda gafil olan insanlardan kurulu olan bir sosyal topluluk, bir ırk kopmaya mahkûmdur ve böyle bir toplumun içinde zaten lüzumu kadar iyilik ve kuvvet olamaz ve böyle bir toplum ve böyle bir millet devlet yapamaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Efendiler! Biliyorsunuz ki bizde bir kanaat meselesi vardır. Kanaatkâr olmak nazariyesi vardır. Bu çok yanlıştır. Bu nazariye haddizatında delalet ettiği manadan uzaklaştırılmıştır. İstenilen, sanılanla bağdaşamaz. Kanaatkâr olmak demek, fakir olmak, az şeyle yetinmek demek değildir. Bunu bir tarafa bırakalım. Diğer taraftan bunu çelen bir şey daha vardır. İnsanlar çok çalışmaya mecburdur. Niçin çalışacak? Gaye, hayatın gerektirdiği her şeyi tedarik etmek ve en iyi tarzda tedarik etmektir. Bu ise zengin olmayı hedef tutmakla mümkündür. Bir insan, bir sosyal topluluk zengin olacağım dediği zaman, ne kadar çok şey lazım olduğunu görecek ve onların her birini ayrı ayrı tedarik edecek, en iyi duruma, mükemmel bir duruma iletmek mecburiyetini duyacaktır. Bunu şiar edinelim. Milletimizi zengin etmek lazımdır. Kuvvetli kılmak için... Zengin olan muvaffak olur. Bu millet, muvaffak olmak istiyorsa zengin olacaktır. Kanaatkârlıktan bahseden insanlara -ki hepimizin kulağına fısıldadıkları- yorumlarının yanlış olduğunu avazımız çıktığı kadar bağıralım. Çünkü böyle hareket etmezsek, çünkü o miskince düşüncelerin tatbikatına koyulursak o zaman en miskin vaziyette kalırız. Bu kadar miskin durumda kalan insanlar da yükselmiş insanlardan kurulu bir insan topluluğu karşısında yalnız uşak olmaya mahkûm olur.
Arkadaşlar, on sene sonra, yirmi sene sonra, elli sene sonra ölmektense yine şimdiye kadar olduğu gibi sefil ve hakarete uğramış, aşağı bir dereceye indirildikten sonra ölmektense hiç korkmayınız, kalp ve vicdanınız açık olarak bugün ölelim. Tarih bizi böyle yazsın.
Emin olunuz ki efendiler, bizi, milleti daima kandıranlar büyük tanıdığımız fakat çok küçük olan heriflerdir. Ben onlara şu cevabı vermiştim. Orta yerde namustan, şereften, istiklalden ve hakimiyetten yüz çevirmeyi gerektiren bir miskinlik vardır. Bir alçaklık vardır. Fakat efendiler, bu miskinlik ve bu akçaklık, bu necip ve ulvi milletin kalbinde değil, senin kalbinde ve senin habis dimağındadır... Benim anladığıma ve katiyen hüküm verdiğime göre bu millet karar vermiştir. Ya namusuyla yaşayacaktır veyahut bütün memleket yansın, yıkılsın, harap olsun, gene bu devam edecektir. Bu memleketin en son tepesine kadar çıkacağız. Ve orada taş taş üstünde kalmayıncaya kadar uğraşacağız ve en son nefesimizi orada teslim edeceğiz. Ancak ondan sonradır ki düşmanlar bu memlekete sahip olabilirler.