Daima güzel şeylerden -kendi fenalığı itibarıyla faydalanamayacağını düşünenler- mutlaka hoşlanmazlar. İşte böyleleri birtakım teşebbüslerde bulunabilirler. Bu gibilere malum "mürteci" derler ve hareketlerine de "irtica" derler. Fakat çok yakın tarihî safhalarımızı düşünelim. Bunu düşünmek faydalıdır, zira en ücra kalmış köşelerdeki köylerimiz bile bu olaylara elle dokunmuştur. Yakın felaketlerin sebepleri nedir? Bu tahlil olunmuştur ve bugünkü netice hasıl olmuştur. Buna nazaran kabul etmek lazımdır ki bundan sonra bu milleti fetvayla şu veya bu tefsirle irticaya sevk edecek insanların bu millet içinde yeri yoktur. Vardır fakat o da ancak zindanlardır. Ben korkusuz, çekinmeksizin, kati olarak ifade ediyorum ki milli egemenliğin değiştirilmesi ve karıştırılması değil fakat bir kelimesinin, bir noktasının bile şöyle veya böyle olmasını isteyenler benim gözümde en koyu mürtecidir. Ve böyle adamlara karşı yapılacak şey, bunları parça parça etmektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlık daima ve daima birtakım zor kullananların karşısında kalmıştır. İnsanlık bütün varlığını, daima bu zor kullananların elinden kurtarmak için sarf etmiştir. Bu zor kullananlar bir milletin egemenliğini elinden zorla almış olanlardır. İnsanlık bazen bu zorbalıkları yıkmış, parçalamış, asmış ve kesmiştir.
Arkadaşlar! İnsan yetiştirmekte eğitim ve öğrenim başlangıcının ne kadar önemli olduğunu takdir etmeyen asrımızda hiçbir fert yoktur. İlk terbiyenin üstün şekilde olmaması, ilk terbiyenin fena verilmesinin, yanlış verilmesinin doğuracağı mahzurlar hiç verilmemesinden daha çok ve daha büyüktür. Çok arzuya şayandır ki, böyle yanlış bir terbiye yerine saf ve içten kalabilmesi için hiç terbiye almasın. Halbuki buna imkân yoktur. Ana kucağında taşıdığı çocuğa söylediği her kelimesiyle bir ders vermektedir. Çocuklar, analarının her hareket tarzından bir ders almaktadırlar ve öyle dersler ki, bugün dimağlarımızı yoklayalım, hâlâ yerleri vardır. En yanlışının yeri en derindir. Bunun üzerine, kuvvetli millet yapmak istiyoruz. Bunları kim yapacak? Milletin fertleri, kim yapacak bunları? Farz edelim ki erkekler yapacaktır. O halde erkeklerin nasıl yetişmesi lazımdır ve ne için yetişmesi lazımdır ve ne yapacaktır? Bir defa bunları kadının bilmesi lazımdır. Halbuki kadının bunu bilebilmesi kolaylıkla kendi kendine hasıl olur. İlim mertebesinde değildir. Bu itibarla kadınlar âlim olacaktır. Fenni bilecektir. Erkeklerin geçebileceği bütün tahsil derecelerinden geçecektir. Sonra kadınlar sosyal hayata erkeklerle beraber yürüyecektir ve daima birbirinin yardımcısı, yol göstericisi olacaktır. Acaba bizim milletimiz de böyle değil midir? Ve bizim milletimizin de böyle olmaması için ne engel vardır? Daima öne sürülen bir şey vardır ki o da din engellemesidir. Bilhassa batılılar, bilhassa bu milleti yok etmek isteyen o koyu düşmanlar bizi, daima her işimizi din etkisi altında tutmuşlardır.
Arkadaşlar, başında taç taşıyan insanlar, tahtında oturmak sevdasını duymuş olanlar, şüphe yok ki hâkim olduğu memleketin mamur olduğunu ister. Ve o memleketin çok zengin olmasını ister. Ve o memleketin çok zengin olmasını ister; çünkü servet ne kadar çok olursa kendi tacına ve kenti tahtına o kadar çok mücevherler ilave edecek kaynağa sahip olur. Yalnız bunun için bir şart ortaya koyar, o da herhalde o tahtında oturacaktır ve o tacını başında tutacaktır.
Bu tahtın ve bu tacın herhangi bir şekil ve surette en uzak bir tehlikeye maruz olduğunu gördüğü zaman onu ortadan kaldırmak için her türlü fedakarlığı yapar. Çünkü kendi şahsına ait değildir. O memlekete ve o millete aittir. Halbuki bu taç ve tahtın tehlikeye maruz olması, hükmettiği insanların akıldan, ferasetten, ilimden, görmekten mahrum bulunmasıyla mümkündür. Yoksa kafasını ilimle, demle bezemiş, insanlığın ne demek olduğunu anlamış olan fertlerden meydana gelmiş sosyal bir toplumun hiçbir vakitte böyle bir taç ve taht sahiplerine hizmetkârlık yapmasına imkân yoktur. İşte o zaman son Osmanlı padişahı ve halife yalnız çok mundar olan taç ve tahtını muhafaza edebilmek için en öldürücü düşmanlarla el ele vermiş ve onların yapamayacağı ve onların kuramayacağı kuvvetleri kurmuştu. Yani milletin doğrudan doğruya vicdanını harekete geçirecek kuvvetleri düşmanlara vermişti. Hepiniz bilirsiniz ki bu güzel memleketi çiğneyen ve burasını çiğnedikten sonra doğuya doğru zehirli hançerlerini saplayan Yunan ordusunun elinde, bu memleketi yok etmek için ferman vardı, fetva vardı.