Hilmi Işık

Hilmi Işık
@eklaton
Meraklı bir yazar, bilimkurgu, korku, uzay bilimleri ve teoloji alanında çalışmalar yapmaktadır. yazılarım: eklaton.blogspot.com
Uçtum Geleceğe
Uçtum geleceğe, gökyüzünü kaymış gördüm. Yıldızlar yer değiştirmiş, yollar şaşmış, tanıdık takımyıldızları bambaşka desenlere dönüşmüş. Sanki evren, zamanın rüzgârında savrulmuştu. Ay, eskisi gibi parlamıyordu, güneşin ışığı farklı bir tonda dans ediyordu. Gökyüzü eğilmiş, ufuk çizgisi kaybolmuş, ve ben, sonsuz boşlukta bir yolcu gibi süzülüyordum. Zamanın elleri dokunmuş muydu evrene, yoksa ben mi değişmiştim fark etmeden? Belki de geçmiş ve gelecek sadece bir yanılsamaydı, ve biz, yalnızca anların içinde savrulan gölgeler… Hilmi Işık
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ruhul beyan, bir anlam derinliği
Ruhul beyan, bir anlam derinliği, bir sözcüğün ötesindeki sessiz olanı ifade eder. Sufizmde bu kavram, kelimelerin ve sembollerin ötesinde var olan, bir tür ezeli gerçeği, ilahi ışığı anlamayı temsil eder. Kelimeler sadece aracıdır; asıl anlam, onlar aracılığıyla insan ruhunun kendisine açılan bir pencere gibidir. Sufiye göre, her insanın içindeki hakikat, bir sözcük ya da cümleyle sınırlı değildir. Ruh, kelimelerin ötesine geçmek ister; o, zamanın ve mekanın ötesinde bir varlığa ulaşma amacındadır. Ruhul beyan, bir anlamın yalnızca dışavurumu değil, içsel bir dönüşüm ve uyanıştır. O, bir bakışın, bir hissin, bir düşüncenin ötesine geçilmesini, bir derinlik keşfini simgeler. Sufizmde, bu hakikate ulaşmanın yolu sürekli bir içsel yolculuktan geçer. Bu yolculuk, insanın zihin sınırlarını aşmasını, özündeki gerçeği keşfetmesini sağlar. Kelimeler ve semboller yalnızca birer işaret, birer araçtır; asıl anlam, kelimelerin ardında, insan ruhunun derinliklerinde ve evrensel bir bilgelikte yatar. Ruhul beyanın felsefi boyutunda ise, insanın kendisini anlaması, tüm varoluşu çözümleyebilmesi için bir araçtır. Bu, her bireyin kendi iç yolculuğunda ulaştığı özgün bir bilgelik olarak belirir. Felsefi açıdan bakıldığında, kelimelerin ve anlamların ardında yatan hakikat, insanın kendisini, dünya ile ilişkisini ve evrende oynadığı rolü daha derin bir şekilde kavrayabilmesine olanak tanır. Sufilikte olduğu gibi, felsefede de bu derin anlam, insanın özündeki varlıkla bağlantısını kurmasına imkan verir. Gerçek anlam, bir anlam katmanının ötesinde, bir bütünlük arayışında gizlidir. Ruhul beyan, insanın kendini bulması ve evrensel hakikate yaklaşması için bir içsel rehberdir. Bu, sadece bir kelime veya bir düşünceyle değil, insanın varlığının derinliklerinde bir yansıma olarak ortaya
Alıntı
MERİH
Merih, küçük kızıl bir nokta, gecenin karanlığında usulca parlayan. Uzak ama bir o kadar da yakın, sanki eski bir dost gibi göz kırpan. Rüzgârları fısıldar bilinmeyenleri, kum fırtınaları saklar unutulmuş hikâyeleri. Buzlu zirvelerinde zaman donar, kraterlerinde yankılanır sessiz dualar. Bir gün yollarımız kesişir mi dersin? Ayak izlerimiz o kızıl toprağa düşer mi? Belki de gökyüzüne bakarken biz, o da bizi izler derin bir sabırla… Hayata küsme, mutlu ol, kendini üzme, sabırlı ol. Çünkü her karanlık, bir gün sona erer, kızıl ışık, sabahı bekler. Bazen kayboluruz, uzaklara düşeriz, ama Merih hep oradadır, bizi bekleriz. Zamanı yenmek için sabırla yürürüz, yıldızların dilinden bir şeyler öğreniriz. Umut, her karanlıkta var olur, gözlerimizi yavaşça açar, dünyayı sarar. Merih’in ışığı, yoldaşımız olur, ve biz de bir gün, o ışığın peşinden gideriz.
Yazar şöyle der
Merih, küçük kızıl bir nokta, gecenin karanlığında usulca parlayan. Uzak ama bir o kadar da yakın, sanki eski bir dost gibi göz kırpan. Rüzgârları fısıldar bilinmeyenleri, kum fırtınaları saklar unutulmuş hikâyeleri. Buzlu zirvelerinde zaman donar, kraterlerinde yankılanır sessiz dualar. Bir gün yollarımız kesişir mi dersin? Ayak izlerimiz o kızıl toprağa düşer mi? Belki de gökyüzüne bakarken biz, o da bizi izler derin bir sabırla… Hilmi Hilmi Işık
Edebiyat
Sözcükler Geriye Sardı
Zamanın tersine aktığı bu düşsel evrende, sözcükler de geriye sardı, yankılar dindi. Her adımda unutulmuş bir ses fısıldadı kulağıma, her nefeste, solgun anılar yeniden can buldu. Gökyüzü, eski bir mektubun satırları gibi açıldı, harfler yıldızlara karıştı, ve ben, geçmişle geleceğin birleştiği o sonsuz boşlukta kayboldum. Ey suskun anlar, ey bekleyen hisler, hangi zamanda saklı kaldınız? Hangi düş, hangi rüya, hangi eski çağrı sizi yeniden çağırıyor? Bir bilmece gibi içimde yankılandı cevap, ne tamamen geçmişteydim ne de gelecekte. Sadece anların içinde eriyen bir yolcuydum, sonsuz bir nehirde akışına teslim olmuş…
Edebiyat