.e

Bilmek her zaman engelleyebilme imkanı sağlamaz; ama hiç değilse bildiğimiz şeyleri, avcumuzun içinde tutmasak da zihnimizde kullanıma hazır bulundururuz ve bu da bize üzerlerinde hakimiyet kurduğumuz yanılgısını yaşatır.
Sayfa 296·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Odette'in fotoğrafına iliştiğinde veya Odette kendisini ziyarete geldiğinde, bu etten kemikten görüntüyü veya kartondan sureti daima içinde taşıdığı sançılı ve kesintisiz heyecanla bağdaştırmakta güçlük çekiyordu. Adeta şaşırarak, tıpkı hastalığını ansızın karşısında somut bir varlık olarak gören ve gördüğü şeyi çektiği acıya benzetemeyen bir hasta gibi, "Iste o" diyordu kendi kendine. "O"nun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu; çünkü aşkla ölüm arasındaki en büyük benzerlik, her zaman sözü edilen muğlak benzerlikler değil, her ikisinin de bizi gerçekliğini kavrayamamaktan, elimizden kaçırmaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya itmeleridir.
Sayfa 289·Kitabı okudu
Bir şeye sahip olan herkes gibi Swann da ondan bir an vazgeçse ne olacağını görmek için onu zihninden atar, ama zihnindeki diğer her şeyi o varken olduğu haliyle bırakırdı. Oysa bir şeyin yokluğu bununla sınırlı kalmaz, basit, kısmi bir eksiklik değildir, diğer her şeyin altüst olmasıdır; önceki durumda kestirilmesi mümkün olmayan yeni bir durumdur.
Sayfa 286·Kitabı okudu
Eğer öyleysen, seni sevmek mümkün olabilir mi? Çünkü bu durumda, kusurlu ama hiç olmazsa düzeltilmesi mümkün, belirgin bir varlık bile sayılmazsın. O zaman, önüne konulan eğime göre akan şekilsiz bir sudan, akvaryumunda yaşadığı sürece günde yüz kere su zannederek cama çarpacak olan hafızasız ve beyinsiz bir balıktan farksızsın demektir.
Sayfa 272·Kitabı okudu
Swann bu sözlerde, hazırlıksız yakalanan yalancıların uydurdukları hikâyeyi gerçeğe benzetmek için yalanlarına ekledikleri doğru ayrıntıyı derhal tanıdı. Odette açıklamak istemediği bir sey yaptığında, onu benliğinin derinliklerine gizliyordu şüphesiz. Ama yalan söylemeye niyetli olduğu kişiyle karşı karşıya geldiği anda heyecana kapılır, kafasından bütün düşünceler silinip gider, uydurma ve mantık yürütme melekeleri felce uğrardı; kafasında bir boşluk oluşurdu, ama bir şeyler söylemesi gerektiği için, önüne çıkan tek şeye, yani gizlemek istediği ve doğru olduğu için de tek başına orada kalmış olan şeye sarılırdı. Bu gerçeğin kendi başına bir önem taşımayan küçük bir parçasını arayıp bulur, aslında böylesinin daha iyi olduğunu, bu doğrulanabilir ayrıntının uydurulmuş bir ayrıntı kadar tehlikeli olmadığını düşünürdü. "Bu kadarı doğru hiç değilse, kâr kârdır, isterse araştırsın, doğru olduğunu öğrensin, beni ele verecek olan bu ayrıntı değil" derdi kendi kendine. Oysa yanılıyordu, onu bu ayrıntı ele verirdi; Odette farkında değildi ama, bu gerçek ayrıntının köşeleri, ancak içinden keyfi biçimde koparıldığı ayrıntılar bütününe oturabilirdi; bu gerçek ayrıntı hangi uydurma ayrıntıların arasına yerleştirilirse yerleştirilsin, o bütünün bir parçası olmayacağı için, doldurulamayan boşluklar ve sığdırılamayan fazlalıklar onu mutlaka ele verecekti.
Sayfa 261·Kitabı okudu