Ray Bradbury kitapların, duyguların, birlikteliğin yok olduğu bir dünya anlatmış. "Kitaplar gitse ne olurdu?" sorusuna yanıt aramış bir bakıma. Kitapları salt bilgiden ziyade duygu ve tecrübelerin aktarımı olarak işlemiş. Haliyle kitapların eksiklikleri; duygusuz, mutluluk ve haz peşinde koşan, düşünemeyen, hayatlarının anlamını kaybetmiş bir topluluk oluşturmuş.
Yazarın çizdiği dünyada sadece kitaplar kayıp değil aslında. İnsanlar TV'de, sokakta, restoranda, evlerinde de duygu dolu şeyler yerine sadece reklamlar ve hazlar peşinde. Ama kitapların eksikliği bunu körükler vaziyette. Zira, yazar kendine en çok benzettiği karakterin, Faber'in, ağzından şöyle söylüyor: "Senin aradığın şeyler dünyada Montag, ama sıradan insan onların yüzde doksan dokuzunu ancak bir kitapta görebilir. Garanti isteme. Tek bir şey, tek bir kişi veya makine ya da kütüphane tarafından kurtarılma arayışına da girme."
Oku diyor Ray Bradbury. Oku! Kitapları, insanları, dünyayı oku! Oku ki insan olabilesin!
Kitabı yazıldığı zamanlarda okusaydım -ki 1950'ler yanılmıyorsam- çok daha etkileneceğim muhakkak. Ama 2020'den 2022'nin gelecek senaryolarını abartılı bir şekilde okumak beni o kadar etkileyemedi. Anlatımını (ya da artık çevirisini) biraz karışık buldum, takip etmek zordu. Gene de içinden güzel şeyler aldığım bir kitaptı!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi.
Kitaplardan bu kadar nefret edilmesinin ve korkulmasının sebebini şimdi anlıyor musun? Onlar hayatın yüzündeki gözenekleri gösterir. Rahatına düşkün insanlar balmumundan aya benzeyen, gözeneksiz, tüysüz, ifadesiz yüzler ister yalnızca.