• Kur’an-ı Kerim’de bildiğiniz gibi ayet-i kerimede “El-hayatü’d-dün- ya ve’l-ahire” tamlaması vardır. Bu son derece önemli. Çünkü bu tabirde dünya hiçbir zaman isim olarak kullanılmamıştır. Kur’an-ı Kerim’de dünya, isim olarak kullanılmaz; sıfat olarak kullanılır. Ahiret de öyle. Burada mevsuf olan, sıfat olan, öz olan, taşıyıcı olan ya da mantık terimiyle mevzu olan, hayattır. Dolayısıyla İslam dünya görüşüne göre, hayat süreklidir. Dünya, yakın hayat, yakın demektir malumunuz. Ahiret ise öteki hayat. İkisi de sıfattır. Sıfatları attığınızda mevsuf kalır; mevsuf da hayatın kendisidir. Hayat, Cenabı Hakk’ın el-Hayy isminin bir tecellisi olması bakımından ebedî ve ezelîdir. Bu nedenle ölüm, yok olmak değildir, İslam hayat anlayışına göre.

    Ben bunu şöyle ifade etmiştim: Müslüman var olur; var ölür; ama yok olmaz. Yani varlığı hep devam eder. Şimdi benzer ifadeleri Yesevî’de de görmek şaşırtıcı. Gerçi Hz. Ali’ye nispet edilen bir cümlede “Kim ölümün yokluk olduğunu zannederse, onun yokluğu doğmakla başlar.” der. Çok ilginçtir. Doğduğun anda yokluğun başlıyor; eğer ölüm yokluksa. Çünkü niye? Yine Ahmet Yesevî’nin ifade ettiği gibi; daha önce Ömer Hayyam’ın ifade ettiği gibi; ölüm, insana özgü bir şey; insan ölür ve doğduğu anda ölüme hazırız demektir. Daha doğrusu, anne karnında canlandığımız an ölüme hazırız. Ölüme doğrudur insan, insanın yönü ölüme yönlenmiştir, der sufiler. Bu açıdan zaten İslam medeniyeti bununla alakalı, Yesevî’nin dile getirdiği ifadelerle alakalı olarak, hazır bir veri sunuyor bize.

    İhsan Fazlıoğlu
  • 336 syf.
    Amann ne biçim Bi kitap bu ya ?
    İnsanın içini öyle bir karartıyor ki ...
    Zaten memleket hiç aydınlık değil,
    Hırsızın, yolsuzun , yobazın el üstünde tutulduğu bir memlekette , bunlar yetmezmiş gibi böyle kasvetli bir havada bu kitabı okumak hiç ama hiç iyi gelmedi bana...
    Zaten sebepsiz bir can sıkıntısı tepeden tırnağıma kadar beni çepeçevre sarmışken bi de bu kitabı okumak.
    Kitabı okurken öyle bi bunaldım ki ...
    Kitabı okumaya başladığım günden beri kesin 1 kg'dan fazla aldım.
    Satırlar arasında o kadar bunaldığım anlar oluyordu ki ;
    O anlardan kurtulmak ya da daha da dibe batayım diye,
    Yaa kendimi yeme içmeye veriyordum ,
    Ya da ne kadar iç karartıcı şarkı varsa, onları aç dinle...
    Müslüm Gürses "Meselem , İtirazım var"
    Esengül "Neden saçların beyazlamış arkadaş"
    Zeki Müren "Ben seni unutmak için sevmedim"
    ve daha neler neler...
    Ya benim zaten psikolojim bozuk...
    Memleketin gündemi zaten bozuk...
    Adalet bozuk...
    Düzen bozuk...
    "Öyle bir kitap tavsiye et ki zaten bozuk olan psikolojimin daha da içine edeyim" diye düşünen varsa bu kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
    Can sıkıntısının katlanmasına birebir...
    Kafayı bozup ,
    Sağa sola küfürler yağdırmanıza birebir...
    "Hayy ben böyle düzenin ,
    Hayy ben böyle memleketin " diyip iç geçirmeye birebir...
    Kısacası mutlaka bu eseri okuyun ve okutun...
    Ama psikolojiniz düzgün iken kesinlikle okumayın...
  • *Çok Gülmek Kalbi Öldürür!*

    ❓ Soru: Bu şikâyet, insanlar arasında çoğalan gülme olgusuyla alakalıdır. Özellikle gençler arasında:
    *Arkadaşlarla oturduğumuz meclislerde gülme çok oluyor hatta ifrat derecesine varırcasına. Bu olgu yayılıp çoğalıyor bunun ilacı nedir?*

    ✅ Cevab: Bu şikâyetin cevabı iki taraflıdır. İlim ve amel olmak üzere iki kısımdır:

    İlmi Taraf: O da iki kısımdır.

    Birinci Kısım: *Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülme hakkında hal ve durumu nasıldı, bunu bilmeliyiz. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu meselede ve her konuda örnek alınacak en hayırlı olandır.*

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülmezdi ancak tebessüm ederdi.”

    📚 Ahmed Müsned 5/97, Albânî Sahihu’l-Cami 4861

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun sukutlu ve az gülerdi.”

    📖 Ahmed Müsned 5/97, Albânî Sahihu’l-Cami 4862

    Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:
    *“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kahkaha ile güldüğünü hiç görmedim,* taki küçük dilini göreyim bilakis o sadece tebessüm ederdi.”

    📖 Ebu Davud 5098

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    *“Gülmeyi çoğaltmayınız! Çünkü gülmenin çokluğu kalbi öldürür.”*

    📚 İbni Mace 4193, Albânî Es-Silsiletu’s-Sahiha 506

    Başka bir rivayette Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    *“Çok gülmek, kalbin fesadıdır.”*

    Kısa olarak ilmî taraf böyle.
    Amelî kısmı tarafana girmeden önce bilmeliyiz ki *gülmek haram olan bir durum değildir.*

    *Müslüman, asık suratlı, kaba, sert, hüzünlü olamaz. Gülmek fıtrî bir haldir. İnsanın tabiatında var.*

    Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor:
    *“Doğrusu güldüren de O’dur ağlatan da.”*
    📖 Necm Suresi 43

    Fakat bizim şu anda ilacıyla meşgul olduğumuz neticelerinden sakındırdığımız problem şudur:

    –Kahkahalarla uyumlu ahenkli meclisler.
    –Mü’minin kalbinin iyi ve sağlam olması yerine, ağzını açıp çok gülmeyle kalbini bozması.
    –Davetçinin, insanların çok gülmesini, insanları kazanmaya bir vesile kılması iddiası. Onları faydalı olmak ve etkilemek için olsa bile, bilmiyor ki insanlar onun etrafında sadece gülmek için toplanıyorlar. Onların ondan faydalanması ne azdır!

    Problem şu ki: Bazı insanları çok gülmeyi sıkıntı ve üzüntülerinden bir çıkış olarak görmektedirler. Bu kötüyü iyiyle değiştirmektir. Hatırlıyorum bir genç, derste başarısız olması kaygısıyla meşgul olup bu mevzuyu düşünürken ve ailesiyle olan problemlerini vs. aklına takmışken, evinden çıkıyor ve ona yolda bir kardeşi tesadüf ediyor.
    Kardeşi soruyor:
    −Nereye gidiyorsun?
    Genç:
    −Kederli ve üzüntülüyüm, filanla falana gideceğim, beni güldürmeleri ve üzüntülerimi bana unutturmaları için diye cevap veriyor. Hissedemiyor bu kişinin onu güldürmesi, onu uyuşturması gibidir. Bu uyuşturmanın etkisi geçtikten sonra tekrar eski halini alacağını bilmiyor.
    Üzüntü, tasa, keder ile ilgili Nebevi ilaçtan gafil olmaması gerekir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i bir iş üzseydi şöyle derdi:
    *“Ey hayy ve kayyum olan Rabbim rahmetine yardım diliyorum.”*

    📖 Albânî Sahihu’l-Cami 4777

    *Diğer bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir üzüntü ve keder geldiğinde şöyle derdi:*

    *“Ya hayyu ya kayyum senin rahmetinle yardım diliyorum. Allah Rabbimdir, O’na hiçbir şeyi ortak koşmuyoum.”*

    📖 Albânî Sahihu’l-Cami 4791

    Ameli (pratik) Taraf:
    Kahkaha ile gülme olgusunda aşırı bir şekilde devamı tedavi etmek, ancak şu vesilelerin gerçekleşmesiyle olur.

    1) Ölüm, kabir, ahiret günü, onda olacak hesabı, sırat, ateş ve diğer korkunç manzaraları hatırlamak.
    Bu hatırlamayı, bu manzaraları tasvir eden naslarla yetiştirmek, terbiye etmek ve geniş olarak şerhlerinden okumak yumuşak kalpli ve zahid insanlarla oturmak.

    2) Günümüzde müslümanların yaşadıklarını düşünmek.
    Dinden uzaklaşmayı, gözden geçirmek ve müslümanların yaşadığı gerçekleri düşünmek. Her yönden gerilemeleri, karşılaştıkları eziyet ve zorlukları, kötü yok oluşları, dünyada aleyhlerine alınan gizli karar ve tertipleri. İşte Müslüman bunları sadık ve derin bir düşünceyle düşündüğü zaman bu onun gülme ve ağlamasında bir etkisi olmalıdır.

    3) İslam ümmetine karşı, boynundaki emanetin ağırlığını hissetmeli. Onun ümmeti, ondan büyük bir çalışma istiyor, kötüleşen kementlerden ve yıkılışından uyanmak için. Eğer o bu durumu endişe ediyor ise kendine; gücü yettiğince, toplumunu, sevdiklerini, arkadaşlarını ve ailesini düzeltmek için, olan meşguliyet ile zamanını geçirecektir. Onu heyecanlandıran ve doyuran şeylere, fazla gülmeye ve ehemmiyetsiz meselelere vakit bulamayacaktır o zaman.

    4) *Çok gülen insanlardan uzak durmak. Çok güldüren ve komiklik yapan olarak bilinen şakacı şahsiyetlerin içlerine girmekten sakınmak. O meclislerden uzaklaşmakla beraber onlara ve onlarla oturanlara nasihatlerde bulunmak.*
    Az önce geçmişti bazı davetçiler gülmeyi insanları kazanmak için vesile sayanlara işaret etmiştik. Öyleki bazıları güldüren şeyh nerede? Güldüren davetçiyi istiyoruz. Bu en alçak seviyedir. Dileriz bunlar ümmet arasından çıkar.
    Çünkü Allah Teâlâ’nın dini büyük ve metindir.
    “Kur’an hak ile batılı ayıran bir sözdür. O, asla bir oyun değildir.”
    Tarık Suresi/13, 14
    “Size verdiğimizi kuvvetle tutun.”
    Bakara Suresi/63

    Bir hadiste Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

    *“Bildiğimi eğer bilseydiniz? Az güler, çok ağlardınız ve yükseklere çıkar Allah’a yalvarırdınız.”*❗️

    *Eğer gerçekten hakiki manasıyla biz bizden ne istenildiğini bilseydik ve bizi ne bekliyor hoş uykular bir damla dahi olsa gözümüze girmezdi.*❗️

    5) Elinden geldikçe gülmeye karşı gelmek.
    Bir topluluk onları bir araya getirir ve çoğu vakitlerini gülme ve kahkaha ile geçirirler. Yapması gereken ilk şey, esnemeye mani olduğu gibi gülmesine de hâkim olmalı. İkinci olarak, gelenlere nasihat etmeli ve onlara yardım etmeli. Bu da, becerikli, hünerli, kararlı ve ciddi bir adama muhtaçtır. İnsanlarda Allah’a hamd olsun büyük bir hayır var.
    Kıymet takdir eden ve islah eden düzelten davetçilere uymaya hazırdırlar. Bu nasihat ona çeşitli yollar verebilir. Onlara gülme ve güldürmenin kötü yönlerini dezeavantajlarını zikredebilir. Onu yalan ve uydurmaya yönlendirebilir. Güldüren kişi, anlatacak bir hikâye veya gerçek bir olay bulamazsa, bu defa hayalinden uydurmaya başlar tâki onları güldürecek bir konu bulsun. Böyle kişiyi, Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) korkutmuştur:
    📍 *“Konuşup insanları güldürmek için yalan söyleyene yazıklar olsun!.. Yazıklar olsun!.. Yazıklar olsun!..”*
    📖 Albânî Sahihu’l-Cami 7/36

    Gülmenin kötülüklerinden biri de insanın şahsiyetini sarsar ve gözden düşürür. Güldüren kişi her ne kadar görünüşte toplumda bir yeri olduğu zannedilse bile gerçekte o onların yanında çok değersizdir. Ona ne değer verirler ne de hürmet gösterirler. Bunun benzerini gülmeye iyice dalan içinde söyleyebiliriz.

    6) Gülmeye yönlendiren mevzuyu faydalı başka mevzuya çevirmek.
    *Baktın ki hazır bulunanlar gülmede normal durumu aştılar ve kendilerini onun sebeplerine teslim ettiler, münasip bir uslupla yavaş yavaş kalplerine girer, onları ciddiyet âlemine ve vakitlerinden istifade etmeye çevir. Bu da, ya faydalı bir kitaptan okuyacak ya da önemli bir mevzuyu tartışmak ve görüşlerini ortaya çıkarmak için teklif et ya da hayırlı ve ıslah edici bir amel için onları ittifaka davet etmek vs. Bu Allahu Teâlâ’nın sevdiği ve razı olduğu işlerdendir.*

    7) Haddi aşmak, sınırı geçmek.
    İş haddini aştı; yani oturanlar karşı çıktılar ve gülmeye daldılar ve gaflet yoluna girdiler. Son çare dağılmaktır. Kendini ve kalbini fesadtan korumak için meclisten kalk ve onları terk et. Çünkü sen üzerine düşen nasihat ve yönlendirmeleri yaptın. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
    “Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz.”
    En’âm 164

    ✏ Muhammed Salih El-Müneccid
  • efendimiz refik-i âlâya kavuştuğunda, hz. ömer’in ‘kim muhammed öldü derse, onu öldürürüm’ dediği rivayet olunur. o karmaşada hz. ebubekir’in cevabı pek hakimânedir:
    ‘kim muhammed’e kulluk ediyorsa bilsin ki o ölmüştür. ve fakat kim allah’a kulluk ediyorsa bilsin ki el-hayy olan sadece o’dur.’
  • Adamın biri bir gün Talha b. Ubeydullah'ın yanına gelerek Ebû Hureyre'nin çok hadis rivayet ettiğini, bunun kendisini şüpheye düşürdüğünü söyledi. Talha b. Ubeydullah dedi ki: "Vallahi, onun Resulullah'tan bizim duymadıklarımızı duyduğundan şüphe etmediğim gibi bilmediklerimizi bildiğinden de şüphe etmem. Biz zengin, iş, ev, bark sahibi kimselerdik. Resulullah'la sadece günün belli vakitlerinde görüşebiliyorduk. Ebû Hureyre ise fakir bir kimse idi. Daima Resulullah ile beraberdi. O'nun yanından bir an olsun ayrıldığı vâkî değildi.? (İbn Kesir, el-Bidâyye ve'n Nihaye c. 8, s. 109; Tirmizi, Menakıb, 47)
  • Uhud'un üzerinden birkaç sene geçmiştir. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek mescidinde bir hutbe irad etmektedir. Hutbenin bir yerinde Ahzab Sûresi'nin 23. ayetini okudu:
    {مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰه عَلَيهِ فَمَنْهُمْ مَنْ قَضَىٰ نَحْبَهُ و مَنْهُم يَنْتَظِرُ وَ مَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً}
    "Müminlerden öyle erler, yiğitler vardır ki, Allah'a verdikleri ahidin üzerinde sabit kadem olarak dururlar. Onlardan kimi, sözünü ve ahdini yerine getirmiş ve hayatını imanına şahit kılarak Allah yolunda öldürülmüşlerdir. Kimi ise sırasını beklemektedir. Onlar verdikleri söze riayet ederek, her an bu sözün üzerindedirler."
    .
    .
    .
    ... sababelerden biri ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ya Resulallah! Ayetin 'Ve min hum men kadae nahbehu / Onlardan bir kısmı, sözlerini yerine getirip şehit oldular'ı anladık, ki bunlar Allah yolunda şehit olanlardır. Peki ya Resulallah! 'Ve min hum men yentazir ve ma beddelü tebdila / Sözlerini değiştirmeden bekleyen'ler kimler? Bunlara örnek verebilir misin?
    Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu soruya hemen cevap vermedi, soru sahibi sahabî belki anlaşılmamış diye sorusunu bir daha tekrarlar, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yine cevap vermedi, gözleriyle cemaati süzdü, sanki birilerini arıyordu ama hiçbir şey söylemeden minberden aşağı indi. Kapıya doğru yürüdü, tam kapıya varacakken karşısına o gün için yemyeşil bir elbise giymiş Talha b. Ubeydullah çıktı. Allah Resulü, Talha'yı görünce tebessüm etti, cemaate döndü ve dedi ki: "Biraz önce bana soruyu soran kişi nerede?" Sahabî ayağa kalktı ve 'ben ya Resulallah!' dedi. Efendimiz sahabiye dönerek: "İşte! Bana sorduğun sorunun cevabı... Şu yeşil elbise giymiş insana bak! İşte o Allah yolunda şehadeti isteyip ve o yolda verdiği ahdi değiştirmeden duran birisidir."
    Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) soru soran sahabîye bu cevabı verdikten sonra cemaate dönüp Hz. Talha hakkında bir müjde daha verdi. Bu müjde öyle bir müjdeydi ki, mescidde bulunan herkes o müjdenin sahibini haklı olarak kıskandı ve o gün Talha'nın yerinde olmak istediler. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Yeryüzündeki yaşayan bir şehit görmek isteyen Talha b. Ubeydullah'a baksın." (Tirmizi, 3739; Hâkim, el-Müstedrek, c. 3, s. 424)
  • "En güzel isimler Allah'ındır. O halde, O'na bu güzel isimlerle dua edin... (A'râf, 7/180; bk. Tâ-hâ, 20/8; Haşr, 59/24)

    "Allah'ın 99 ismi vardır. Bu isimleri ezberleyen kimse cennete girer." (Buhârî, Deavat, 68. VII, 169)

    Allah'ın 99 İsmi (ESMA-ÜL HÜSNA)
    1. ALLAH c.c. Tüm isim ve sıfatları kendinde toplayan.
    2. Er-Rahmân Rahmetiyle muamele eden, esirgeyen.
    3. Er-Rahim Merhamet eden, bağışlayan.
    4. El-Melik Mülkün gerçek sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.
    5. El-Kuddûs Her türlü eksiklik ve ayıplardan münezzeh olan.
    6. Es-Selâm Kullarını selâmete çıkaran.
    7. El-Mü’min Gönüllerde iman ışığı uyandıran.
    8. El-Müheymin Gözeten ve koruyan.
    9. El-Aziz Mağlup edilmesi asla mümkün olmayan.
    10. El-Cebbâr İstediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan.
    11. El-Mütekebbir Her şeyde büyüklüğünü gösteren.
    12. El-Hâlık Her şeyi yoktan var eden.
    13. El-Bârî Her şeyi uygun bir tarzda ve birbirine uygun yaratan.
    14. El-Musavvir Her şeye bir şekil ve hususiyet verip tasvir eden.
    15. El-Gaffâr Kullarının günahlarını örten, günahlarını bağışlayan.
    16. El-Kahhâr Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olan.
    17. El-Vehhâb Çok fazla ihsan eden.
    18. Er-Rezzâk Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.
    19. El-Fettâh Her türlü zorlukları kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.
    20. El-Alîm Her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedi ve ezeli olan.
    21. El-Kâbıd Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan.
    22. El-Bâsıt Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten.
    23. El-Hâfıd Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan.
    24. Er-Râfî Yukarı kaldıran, yükselten.
    25. El-Muiz İzzet verip ağırlayan.
    26. El-Muzil Zillete düşüren, hor ve hakir eden.
    27. Es-Semî Her şeyi işiten.
    28. El-Basîr Her şeyi gören.
    29. El-Hakem Hikmet sahibi olan, yaptığı her işte hikmeti gözeten.
    30. El-Adl Son derece adaletli olan.
    31. El-Latîf İşlerin bütün inceliklerini bilen.
    32. El-Habîr Her şeyin iç yüzünden, gizli tarafından haberdar olan.
    33. El-Halîm Yumuşak davranan, hilmi çok olan.
    34. El-Azîm Pek azametli ve büyük olan.
    35. El-Gafûr Çok bağışlayan, magfireti çok olan.
    36. Eş-Şekûr Kendi rızası için yapılan iyi işleri, ziyadesiyle mükafatlandıran.
    37. El-Aliyy Çok yüce. Pek yüksek olan.
    38. El-Kebîr Büyüklüğünde hudut olmayan.
    39. El-Hafîz Yapılan işleri bütün tafsilatıyla, ayrıntılarıyla tutan.
    40. El-Mukît Yaratılmış her şeyin azığını veren.
    41. El-Hasîb Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının hesabını soran.
    42. El-Celîl Azamet sahibi olan, ululuk sahibi olan.
    43. El-Kerîm Çok ikram edici. Keremi ve mağfireti bol olan.
    44. Er-Rakîb Bütün varlıklar üzerine gözcü olan.
    45. El-Mücîb Dua edenlerin dualarını kabul eden, isteklerini veren.
    46. El-Vâsî Lütfu bol olan.
    47. El-Hakîm Emirleri, kelamı ve bütün işleri hikmetli olan.
    48. El-Vedûd İyi kullarını seven, sevilmeye ve dostluğa hakkıyla layık olan.
    49. El-Mecîd Şanı çok büyük ve çok yüksek olan.
    50. El-Bâis Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.
    51. Eş-Şehîd Her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan.
    52. El-Hakk Vacib'ul vücut olan, varlığı hiç değişmeden duran.
    53. El-Vekîl İşlerini kendisine bırakanların işini düzelten ve her şeyin iyisini temin eden.
    54. El-Kaviyy Pek kuvvetli. Pek güçlü olan.
    55. El-Metîn Çok sağlam olan.
    56. El-Veliyy İyi kullarına, gerçek mü’minlere dost olan.
    57. El-Hamîd Her türlü hamd ve övgüye layık olan.
    58. El-Muhsî İstisnasız her şeyin tek tek sayısını bilen.
    59. El-Mübdi Bütün mahlukatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.
    60. El-Muid Yaradılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan.
    61. El-Muhyî İhya eden, dirilten, can bağışlayan, sağlık veren.
    62. El-Mümît Ölümü yaratan, öldüren.
    63. El-Hayy Diri, tam ve mükemmel manasıyla hayat sahibi.
    64. El-Kayyûm Gökleri, yeri ve her şeyi tutan.
    65. El-Vâcid İstediğini, istediği vakit bulan.
    66. El-Mâcid Kadri büyük, keremi bol olan.
    67. El-Vâhid Tek olan.
    68. Es-Samed Sığınacak tek dayanak olan.
    69. El-Kâdir Her şeye gücü yeten, her istediğini yapmaya kâdir olan.
    70. El-Muktedir Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde dilediği gibi tasarruf eden.
    71. El-Mukaddim İstediğini ileri geçirip, öne alan.
    72. El-Muahhir İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.
    73. El-Evvel Başlangıcı olmayan, ilk olan.
    74. El-Âhir Bitişi olmayan, son olan.
    75. Ez-Zâhir Açıkca bilinen, âşikâr olan.
    76. El-Bâtın Gizli olan.
    77. El-Vâlî Her şeyi tek başına idare eden.
    78. El-Müteâlî Aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hâl ve tavırdan münezzeh olan.
    79. El-Berr Kullarına iyilik ve ihsanı, nimetleri bol olan.
    80. Et-Tevvâb Tövbeleri kabul eden.
    81. El-Müntakim Suçluları adaletiyle cezalandırıp intikam alan.
    82. El-Afüvv Affı ve rahmeti çok olan, bağışlayan.
    83. Er-Raûf Pek acıyan, lütuf ve merhametle pek esirgeyen.
    84. Mâlikü’l-Mülk Mülkün ebedi sahibi olan.
    85. Zü’l- Celal-i ve’l-İkram Her türlü büyüklüğün, her türlü keremin sahibi olan.
    86. El-Muksıt Bütün işleri birbirine uygun ve denk yapan.
    87. El-Câmî İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.
    88. El-Ganîyy Çok zengin olan.
    89. El-Muğnî İstediğini zengin eden.
    90. El-Mânî Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen, engelleyen.
    91. Ed-Dâr Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan, hüsrana ugratan.
    92. En-Nâfi Hayır ve menfaat verecek şeyleri yaratan.
    93. En-Nûr Alemleri nurlandıran.
    94. El-Hâdî Hidayete ve doğru yola erdiren.
    95. El-Bedî Örneksiz, misilsiz, hayret verici nice âlemler icad eden.
    96. El-Bâki Varlığının sonu bulunmayan, ebedi olan.
    97. El-Vâris Servetlerin gerçek sahibi olan.
    98. Er-Reşid Bütün işleri ezeli takdirine uygun bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştıran.
    99. Es-Sabûr Çok sabırlı olan.
  • TÖVBE DUASI

    Tövbe nedir, nasıl edilir? Tövbenin kabul olmasının şartları nelerdir? Tövbe istiğfar duası nasıl yapılır? En üstün istiğfar duası nedir? Günah işleyen kişi tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi? İşte her türlü günahı sildiren tövbe duası…

    Tövbe, bir af dileme olduğundan samîmî pişmanlığın gerçekleşmesi ve affı istenen günahın bir daha yapılmaması husûsundaki kat’î azmi îcâb ettirir.

    Bunun için Cenâb-ı Hak şöyle îkaz buyurur:

    “…Sakın şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)

    TÖVBE İSTİĞFAR DUASI KISA

    Tövbe ve istiğfârın son derece ehemmiyetli olması sebebiyledir ki rûhî tekâmül için bütün tasavvuf yollarında seherlerdeki evrâd ü ezkâra istiğfâr ile başlanır. En veciz istiğfar cümlesi:

    Tövbe İstiğfar Duası Arapça:

    Tövbe İstiğfar Duası Okunuşu: “Estağfirullah el-Azîm.”

    Tövbe İstiğfar Duası Anlamı: “Şânı pek yüce olan Allah’tan bağışlanmamı diliyorum.” ifadesidir.

    TÖVBE İSTİĞFAR DUASI UZUN

    Tövbe İstiğfar Duası Arapça:

    Tövbe İstiğfar Duası Okunuşu: “Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve, El-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi. Ve nes-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”

    Tövbe İstiğfar Duası Anlamı: Mağfiretini talep ediyorum Allâh’ım! Bağışlamanı diliyorum Rabbim! Kusur ve günahlarımdan beni tertemiz kılmanı istiyorum Yüce Mevlâm!

    (Bir aciz kul olarak ben) Kerîm olan, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan, dâimâ diri (el-Hayy) ve her şeyin kendisiyle ayakta durduğu ve varlığını sürdürdüğü (el-Kayyûm) Yüce Rabbimin mağfiretini (bağışlamasını) niyaz ederim. O’na yönelir ve Yüce Zât’ından bizlere tevbe, mağfiret ve hidâyet lutfetmesini talep ederim. Zira tevbeleri kabul eden ve kullarına son derece merhametli olan O’dur. Kendi nefsine zulmeden ve ölmeye de, hayatta kalmaya da, yeniden dirilmeye de kendi iktidârı olmayan aciz bir kul olarak Rabbime tevbe ederim.

    Kul, “Estağfirullah” sözü ile hatasının farkında olarak, Cenâb-ı Hak’tan hiçlik duygusu içinde bağışlanmayı isterken, yine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’den nakledilen “Seyyidü’l-İstiğfâr” sözleri ile de Rabbine, yeniden bir kulluk sözü verir. Diğer bir ifadeyle “Elest bezmi”ndeki ahdini tazelemiş olur.

    SEYYİDÜL İSTİĞFAR DUASI

    Seyyidül İstiğfar Duası Arapça:

    Seyyidül İstiğfar Duası Okunuşu: “Allahümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene âlâ ahdike ve va’dike mesteta’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûu leke bi-ni’metike aleyye ve ebûu bi-zenbî fağfir lî feinnehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente.”

    Seyyidül İstiğfar Duası Anlamı: “Ey Allâh’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın ve ben Sen’in kulunum. Ve ben îmân ve ubûdiyetimde/kulluğumda gücüm yettiği kadar Sen’in ahd ü misâkın üzereyim. Yâ Rabbi! Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım. Sen’in bana ihsân ettiğin nimetleri ikrar ve îtirâf ederim. Kendi kusur ve günahlarımı da ikrar ve îtirâf ederim. Yâ Rabbi! Sen beni af ve mağfiret eyle. Zira Sen’den başkası günahları af ve mağfiret edemez.” (Buhârî, Deavât, 2, 16)
  • "Ey Allah'ın Resulü! Allah'tan başka hiç kimseye yaslanma. Kime yaslanırsan yaslan bir gün gelecek o ölecek,gidecek. Ama Allah el-Hayy'dır;mutlak diridir. Ölmeyen,bitmeyen,tükenmeyen,kaybolmayan,yok olmayan,batmayan,ihanet etmeyen,yarı yolda koymayan tek bir otorite vardır; o da el-Hayy olan Allah'tır."
  • Soru

    - Namazda okunan bazı cümlelerin anlamlarını tam olarak bilmiyorum, bu konuda yardımcı olursanız sevinirim.
    - Subhaneke duasının, Ettahiyatu duasının, rüku ve secdede söylediklerimizin, rükudan kalkınca söylediğimiz kelimenin anlamını öğrenmek istiyorum, yardımcı olursanız sevinirim..

    Cevap

    Değerli kardeşimiz,
    Namazda Okunan Tespihler ve Anlamları:
    - Sübhanallah: Allah noksanlardan uzaktır, kemal sıfatlarla muttasıf (sıfatlanmış) tır.
    - Elhamdülillah: Hamd Allah'adır.
    - Allahü ekber: Allah en büyüktür.
    - Semi'allahu limen hamideh: Allah kendine hamd edeni işitir.
    - Rabbena lekelhamd: Rabbimiz, hamd sanadır.
    - Sübhanerabbiyelazim: Büyük olan Rabbim her türlü kusurdan uzaktır.
    - Sübhanerabbbiyel a'la: Yüce olan Rabbim her türlü kusurdan uzaktır.
    Namazda Okunan Dualar ve Anlamları:
    - Sübhaneke:
    "Sübhaanekellahümme Ve bihamdik. Ve tebâara kesmük ve teaalâaa ceddük (-cenaze namazında- Ve celle senâaük) Ve lâailahe gayrük (Allah'ım seni tenzih ve hamdinle tesbihederim. Senin şanın yücedir, ve senden gayri hjiçbir ilâh yoktur.)"
    Okunduğu yerler: Namazlarda ayakta iken okunur. Her namazın ilk rek’atinde, iftitâh tekbîrinden sonra. İkindi namazının sünnetinde, üçüncü rek’ate kalkınca Fâtiha'dan önce. Yatsı namazının ilk sünnetinde, üçüncü rek’ate kalkınca, Fâtiha'dan önce. Terâvih namazı dört rek’atte bir selâm verilerek kılınıyorsa, üçüncü rek’ate kalkıldığı zaman, Fâtiha'dan önce. Cenâze namazında, birinci tekbîrden sonra "Ve celle senâaük" ile beraber.
    - Ettehiyyatü:
    "Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühü esselâamü aleynâa ve alâ ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasülüh."
    (Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür.)
    Okunduğu yerler: Namazların her oturuşunda okunur.
    - Allahumme Salli:
    "Allahümme salli alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd."
    (Allah'ım, Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim'e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle.)
    - Allahumme Barik:
    "Allahümme barik alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa barekte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd."
    (Allah'ım, Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim'e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.)
    Okundukları yerler: Bütün namazların son oturuşlarında Ettehıyyâtü'den sonra. İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehıyyâtü'den sonra. Cenâze namazında ikinci tekbîrden sonra.
    - Rabbenâa Âatina:
    "Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar."
    (Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.)
    - Rabbenâağfirli:
    "Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü'miniyne yevme yekuumül hisâab."
    (Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et.)
    Okundukları yerler: Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme Bârik'ten sonra.
    - Kunut Duaları:
    1.  "Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü’minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü neşküruke ve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk."
    (Allah'ım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tövbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.)
    2. "Allahümme iyyâke na’büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes’â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık."
    (Allah'ım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.)
    Okundukları yerler: Vitir namazının üçüncü rek’atinde Fâtiha ve sûre okunduktan sonra eller yukarı kaldırılıp tekbîr alınır ve eller tekrar bağlanınca Kunut dûaları okunur.
    - Ayetü'l-Kürsi:
    "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil ard. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. Ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel ard. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm."
    (Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur. İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.)
    Okunduğu yerler: Namaz içinde sure şelinde okunduğu gibi, namazda tesbihden önce de okunur.
    Tesbihatın Yapılışı:
    1. Namazın farzından sonra "SELAM DUASI" okunur: Estağfirullâh, estağfirullâh, estağfirullâh el-azîym el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hû, el-hayy'el kayyûm ve etübü ileyh. Allâhumme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ zelcelâli ve'l-ikrâm.
    2. "Subhânallâhi ve'l-hâmdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîym." denir ve ardından Âyetü'l-Kürsî okunduktan sonra tesbih çekilir. 33 Subhânallâh, 33 Elhamdulillâh, 33 Âllâhu ekber.
    3. Tesbihlerden sonra "Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hâmdü yuhyi ve yumit, ve hüve hayyun lâ yemût, biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir ve ileyhi'l-masîyr." denir ve namazın duası yapılır.
    * * *
    Namazda Okunanlara Verilen Sevaplar:
    Allah'ın emirlerine ve rızasına uygun olma şartı ile ve Allah rızası için yapılan her ibâdetin bir sevabı vardır. Ancak sevapların başında Yüce Allah'ın kesin emirleri olan farzlar gelir. Farzların başında da beş vakit namaz gelir. Her gün beş defa tekrarlanan ve sürekli bir ibâdet olan namaz, Allah'ı hatırlatır ve kişiyi Allah'ın huzuruna taşır.
    Yüce Allah buyuruyor;

    "Ancak Allah benim. Benden başka ilâh yoktur. Yalnız bana ibâdet et ve beni hatırlaman için namaz kıl!"(Tâhâ, 20/14)

    Dînin direği olan namaz, insanlara Allah'ı hatırlatır. Allah'ın emirlerini, yasaklarını hatırlatır ve insanları haramlardan korur. Beş vakit namazı, vaktinde, düzenli bir şekilde, dosdoğru ve güzelce kılanların, günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğu ibâdetle geçer.
    Sevgili Peygamberimiz;

    "Ameller (işler) niyetlere bağlıdır ve her kişi için, niyetinin karşılığı vardır..."(Buhârî, İmân 41; Müslim, İmâret 155; Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 16)

    buyurmuştur. Sabah namazına kalkma niyeti ile yatan ve çalar saati ayarlama gibi gerekli önlemleri alanların, namazla ilgili sevapları başlamıştır.
    Tatlı uykularından ve sıcak yataklarından Allah rızası için ve namaz kılma niyeti ile kalkanlar, tuvalet dahil namazın ön hazırlıklarına başlarken attıkları adımlarının ve hareketlerinin ayrı ayrı sevapları yazılır. Abdest almaya başladıkları an, yıkadıkları organlarından damlayan su damlacıkları ile birlikte, küçük günahları dökülmeye başlar.
    Sevgili Peygamberimiz (asm) buyuruyor;

    "Bir Müslüman kul (kişi), abdest almaya başlayınca, ağzını yıkarken ağzındaki günahları, burnunu yıkarken burnundaki günahları, yüzünü yıkarken göz kapaklarının altına kadar yüzündeki günahları, kollarını yıkarken tırnak altlarına kadar kollarındaki günahları, başını mesh ederken kulak altlarına kadar başındaki günahları ve ayaklarını yıkarken, tırnak altlarına kadar ayaklarındaki günahları dökülür."(İbn-i Mâce, Tahâret, 6; Müslim, Tahâret, 32; Nesâî, Tahâret, 108)

    Namazın anahtarı olan abdestle ilgili pek çok hadis-i şerifler ve sevindirici müjdeler var. Anahtarı bu derece değerli olan hazineyi düşünelim ve bu düşüncenin ışığı altında namazın sevaplarını düşünelim.
    Beş vakit namazı vaktinde ve düzenli bir şekilde kılan, Allah'ın inançlı, bilinçli ve ihlâslı kulları, her gün tam kırk rekât namaz kılmaktadırlar. Bu kırk rekât namazda,
    - Kırk kıyam; Allah huzurunda ayakta dikilme,
    - Kırk rükû; Allah huzurunda ayakta eğilme,
    - Seksen secde; Allah huzurunda yerlere kapanma,
    - Yirmi bir kâ'de; Allah huzurunda oturma vardır.
    Namazın temel yapısını ve genel anatomisini oluşturan bu bedensel ibâdetler, namazın aslı ve rükûnlarıdır.
    Taberânî ve Hâkîm'in rivayet ettikleri hadiste, Peygamberimiz (asm);

    "Allah, yarattığı varlıklarına tevhidden (îmandan) sonra, namazdan daha sevimli bir şeyi farz kılmamıştır. Eğer Allah katında namazdan daha sevimli bir şey olsa idi, melekleri öyle ibâdet yaparlardı. Meleklerden bazıları (sürekli) rükûda, bazıları (sürekli) secdede, bazıları (sürekli) kıyamda ve bazıları (sürekli) kâ'de (oturma) halindedirler." (bk. Kenzü'l-Ummal, 10/367; İbn-i Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 1/38)

    Namaz, îmandan sonra bütün ibâdetlerin aslı ve kökeni olduğu gibi, kıyam, rükû, secde ve kâ'de de namazın aslı ve kökenidir.
    Kur'an, "Allah için kıyam edin, Allah için rükû ve secde edin." emirlerini tekrarlamakta ve özellikle "secde et, yakın ol." emri ile secdenin eşsiz bir ibâdet şekli olduğunu vurgulamaktadır.
    Eşyalar zıddı ile bilinir. Putlaştırılan taşların önünde saygı amacı ile dikilenler ve amaçları ne olursa olsun, putlaştırılan taşların önünde rükû ve secde edercesine eğilenler, en büyük günaha girmiş ve Allah'a şirk koşmuş oldukları gibi...
    Allah huzurunda olduğu inancı ve bilinci ile kıyam, rükû, secde ve kuûd yapanlar da en büyük sevabı kazanmış ve îmanın zirvesine ulaşmış olurlar.
    Tirmîzî'nin rivâyet ettiği hadiste, Peygamberimiz (asm) buyuruyor:

    "Kim ki, Allah'ın kitabından bir harf okursa, O'nun için bir hasene vardır. Bir haseneye on katı (sevap) verilir."(Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân 16)

    Âdet, nifas ve cünüp halinde olmama şartı ile namazın dışında Kur'an'dan bir harf okuyana on sevap verilir. Namazda kıraât (Kur'an okuma) farzdır ve namazın bir rüknüdür. Bu nedenle namazda okunan Kur'an'ın sevabı kat kat arttırılır.
    İmam Beyhâkî'nin rivâyet ettiği hadiste, Peygamberimiz (asm) buyuruyor:

    "Kim ki (âdet, nifas ve cünüplükten) temiz olduğu hâlde, Allah'ın kitabından bir harf dinlerse, on sevap yazılır, on günahı silinir ve derecesi on katı arttırılır. Kim ki Allah'ın kitabından (Kur'an'dan) bir harfi, namazı oturarak kılarken okursa, elli sevap yazılır, elli günahı silinir ve derecesi elli kat arttırılır. Kim ki Allah'ın kitabından bir harfi ayakta namaz kılarken okursa, yüz sevap yazılır, yüz günahı silinir ve derecesi yüz kat arttırılır." (bk. Beyhaki, Şuabu’l-İman, 3/432)

    Bir günlük beş vakit (kırk rekat) namazda, 40 Fatiha ile 33 zamm-ı sûre okunur. Hâzin Tefsirin'e göre bir Fatiha'da (Besmele dahil) 140 harf vardır. 40 Fatiha'nın toplam harf sayısı 5.600 eder. 33 zamm-ı sûredeki toplam harf sayısı ise, kısa sûrelerin okunduğunu kabul edersek, 3.800 eder.
    - Bir günlük beş vakit namazda, Fatiha ve zamm-ı sûre olarak okunan toplam harf sayısı 9.400 ve bir aylık beş vakit namazda okunan toplam harf sayısı tam 282.000 eder. Namazda okunan Kur'an'ın her harfine 100 sevap yazıldığına göre, bir aylık namazdaki yalnız Fatiha ve zamm-i sûrelerin toplam sevabı 28.200.000 eder. Allah'ın vereceği sevap bununla sınırlı değildir. Yüce Allah, dilediğine kat kat fazlasını da verir.
    - Ayrıca her namazın sonunda tesbihata başlamadan önce bir Âyetü'l-Kürsî okunur. Bir Âyetü'l-Kürsî'de 170 harf ve 5 Âyetü'l-Kürsî'de 850 harf vardır. Bir ayda okunan Âyetü'l-Kürsî'nin toplam sayısı tam 25.500 eder.
    - Her gün beş vakit namazda duâlardan sonra da birer Fatiha okunur. Beş Fatiha'nın toplam sayısı 700 ve bir ayda okunan Fatiha'nın toplam harf sayısı 21.000 eder.
    - Bir aylık namazda Fatiha ve zamm-i sûre olarak okunan 282.000 harfe, bir aylık Âyetü'l-Kürsî'nin 25.500 ve bir aylık Fatiha'nın 21.000 harfini de ilave edersek tam 328.000 harf eder.
    Müfessirlerin sultanı Abdullah İbni Abbas'a göre, Kur'an'ın toplam harf sayısı 323.671'dir. Düzenli bir şekilde beş vakit namazı kılan gerçek Müslümanlar, her ay Kur'an-ı Kerimi bir defa hatim etmekle birlikte, geriye fazla olarak 4.829 harfleri de kalmaktadır.
    Peygamberimize gelen ilk ilâhi emirlerden biri, "Ve rabbeke fe kebbir..." (Müddessir, 74/4)
    Rabbini büyüklükle, Rabbini tekbirle an, anlamındaki bu ilâhi emri uygulamak için namaza tekbirle girilir. 13'ü farz olan "İftitah Tekbirleri" ve 201'i sünnet olan "İntikal Tekbirleri" olmak üzere bir günlük beş vakit namazda 214 de fa "Allahü Ekber" diye tekbir alınır.
    Tirmîzi'deki bir hadiste, Peygamberimiz (asm);

    "Sübhanallah demek mizanın yarısıdır. Elhamdülillah ise onu doldurmuş olur. Allahuekber demek gök ile yeryüzü arasını doldurur.." (Müsned: 17571; Tirmizî, Daavat, 87)

    buyuruyor. Namazın dışında inanarak ve Allah'ı büyükleme amacı ile alınan bir tekbir (Allahü Ekber)'in sevabı yerle gök arasını doldurduğuna göre, bir günlük namazda alınan 214 tekbirin sevabını düşünelim.
    Diğer yandan, farz olan 13 iftitah tekbirinin ayrı bir özelliği vardır. Râmuz'daki bir hadiste Peygamberimiz (asm);

    "İmamla birlikte alınan iftitah tekbiri, bin deveden hayırlıdır."(...) buyurmuştur.

    Mâdenler, ağırlıkları açısından, parasal değerleri açısından, kullanıldığı yerler açısından ve insanlara sevimlilikleri açısından farklı değerler taşıdıkları gibi, mâneviyat da aynen böyledir. Bazı kelimeler, (zikirler) sevap açısından, ağırlıkları açısından, ibâdetlerdeki yerleri açısından ve Allah'a sevimlilikleri açısından farklı değerlere ve özelliklere sahiptirler.
    Buhârî ve Müslim'deki bir hadiste, Peygamberimiz (asm);

    "İki kelime vardır ki, dilde hafif, mîzânda ağır ve Rahman (olan Allah'a) çok sevimlidirler. (Bunlar) "Sübhânallâhi ve bihamdihî ve Sübhânallâhil azîm."dir." (Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikir 31)

    Müslim'deki bir hadiste, Peygamberimiz (asm);

    "Allah'a en sevimli kelâm dörttür. Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhüekber'dir." (bk. Müslim, Âdab, 12)

    Bir günlük beş vakit namazda, 15 defa Sübhâneke'nin başında, 120 defa, "Sübhâne Rabbiyel Azîm" diye rükû'da ve 240 defa "Sübhâne Rabbiyel Alâ" diye secdede olmak üzere, 375 defa Azîm ve Alâ isimleri ile birlikte Yüce Allah tesbih, tenzîh edilir.
    Yine bir günlük beş vakit namazda, 15 defa Sübhâneke'de "ve bihamdik" diye, 40 defa Fatiha'nın başında "Elhamdü Lillâhi Rabbil Âlemîn" diye, 40 defa rükû'dan doğrulurken, "Semi'allâhü limen hamideh" diye ve 40 defa rükû'dan doğrulduktan sonra, "Rabbenâ lekel hamd" diye, 135 defa Yüce Allah'a hamdedilir.
    Namaz'ın dışında bir defa "Sübhânallah ve Elhamdülillah" demenin sevabını düşünelim ve namazda bu sevabın onlarca, yüzlerce defa katlandığını unutmayalım.
    Yüce Allah buyuruyor;

    "Yedi kat gökler ve arz (dünya) ve bunlarda bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. Allah'ı hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ama siz, onların tesbihini anlayamazsınız."(İsrâ, 17/44)

    İşte! Beş vakit namazı kılan ve Yüce Allah'a kul olan gerçek Müslümanlar, kâinatı kapsayan bu zikir halkasına dahil olmakta ve tüm varlıklarla birlikte Allah'ı tesbih, hamd ve tekbir ile zikir etmektedirler.
    Allah'a inanan, îman eden ve inancı doğrultusunda yaşayan gerçek Müslümanlar, kıldıkları her iki rekâtın sonunda ve günde 21 defa, Yüce Allah'ın lütuf ve rahmet kapısında oturup, "Ettehiyyâtü Lillâhi vessalâvâtü vettayyibât" söz ile beden ile ve mal ile yapılan bütün ibâdetler yalnızca Yüce Allah'adırdiye Rabbül âlemin olan Allah'a tehiyyeler sunarlar.
    "Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühû' diye çok sevgili Peygamberimize (asm) selam verirler ve yüce Allah'ın selâmını, rahmetini ve bereketlerini dilerler. "Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis sâlihîn" diye, gelip geçmiş ve halen hayatta olan bütün sâlih (iyi) kullara ve kendilerine, Allah'tan selâmet dilerler.
    Ve sonunda kelime-i şehâdeti getirerek, Allah'tan başka ilâh olmadığını ve Hazreti Muhammed (asm)'in, Allah'ın kulu ve peygamberi olduğunu tüm varlıklara ilân ederler.
    Ka'de-i âhire denilen son oturuşlarda, Ettehiyyâtü'den sonra Allâhümme salli alâ ve Allâhümme bârik alâ diye başlayan en değerli salâvât-ı şerîfeler okunur.
    Yüce Allah buyuruyor:

    "Kuşkusuz Allah ve melekleri, o nebîye (Hazreti Muhammed'e) salât ederler. Ey îmân edenler, siz de ona salât edin ve tam teslimiyet ile selâm verin." (Ahzâb, 33/56)

    Peygamberimiz buyuruyor:

    "Kim bana bir salât-ı şerîfe getirirse, Allah ona on salât (rahmet) eder."(Müslim, Salât, 70)
    "Kim bana bir salât ederse, Allah ona on salât (rahmet) eder, on günahını siler ve derecesini on kat artırır." (Es-siracü’l-Münir, Beyhakî)
    “Kıyamet gününde bana halkın en yakın olanları ve şefaatime hak kazananları, bana en çok salâvat getirenleridir.” (Tirmizî, Vitr, 21)
    "Bana salâvat okuyan hiç kimse yoktur ki, o daha okumasını bitirmeden salâvatı bana ulaştırılmamış olsun." (bk. Ebu Davud, Salat, 207)

    Namazla bağlantılı her türlü ibâdetlerin sevapları kat kat çoğaltıldığı gibi, namazda okunan salâvat-ı şerîfelerin sevapları da kat kat çoğaltılır.
    Beş vakit namazda, 15'i Allâhümme salli alâ ve 15'i Allâhümme bârik alâ olmak üzere her gün tam 30 ve ayda 900 tane en değerli salâvât-ı şerîfeler okunmaktadır.
    Son oturuşta salâvat-ı şerîfelerden sonra, namaz kılan kişi kendisi için, ana-babası için ve tüm din kardeşleri için duâ ve istiğfar anlamını taşıyan, Rabbenâ âtina ve Rabbenağfirlî gibi duâları okur.
    Aynı inancı paylaşan, aynı yolun yolcusu olan ve sonsuzluk âlemi olan cennette ebediyyen birlik ve beraberlik içerisinde yan yana yaşayacak olan bütün mü'minler (inananlar) kardeştir. Bu nedenle beş vakit namaz kılan yüz milyonlarca Müslüman'dan her biri bütün din kardeşlerine duâ eder ve kendisi de yüz milyonların duâsına ortak olur.
    Namazını kılıp uyuyanlar, işleri, güçleri ile uğraşanlar veya kara toprağın altında mezarlarında yatmakta olanlar, namaz kılmakta olan din kardeşlerinin duâlarından yararlanırlar.
    Unutmayalım! Dünyada sürekli ezanlar okunmakta ve 24 saat hiç kesintisiz namaz kılınmaktadır. İnkârcılıkta inatla direnenlere ve çağdaşlık adı altında taş devri insanı ile aynı inancı paylaşan ve aynı taşlara tapınanlara bir sözümüz yok. Ama inandığı halde, nefsinden kaynaklanan tenbellik nedeni ile namazı ihmal edenleri, Allah rızası için uyarıyorum.
    Gelin. Siz de gelin. Allah'a inanan, kıbleye yönelen ve secdeye kapanan yüz milyonların arasına siz de katılın.
    Peygamberlerin başını çektiği bu toplumda, nice nice evliyâlar var, kutuplar var, yediler var, kırklar var, üç yüzler var, ricâlullah var ve Allah katında değerli nice sâlih kullar var. Kıbleye yönelerek ve alnınızı secdeye koyarak bu topluma katılırsanız, hem dünyada yaşadığınız sürece ve hem kabrinizde yaşadığınız sürece, bu kutsal ve seçkin toplumun duâsına ortak olursunuz.
    Nesâî, Taberânî ve Dâr-e Kutnî'nin rivâyet ettikleri bir hadiste, Peygamberimiz (asm) buyuruyor:

    "Kim ki farz (vakit) namazlarının sonunda Âyetü'l-Kürsî' yi okursa, o kişinin (o an)Cennet' e girmesine ölümden başka engel yoktur." (bk. Mecmauz-Zevaid, h. no: 16922)

    Müslim'in rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

    "Kim ki vakit namazlarının sonunda 33 defa Allah'ı tesbih ederse, 33 defa Allah'a hamd ederse ve 33 defa Allah'ı tekbir ederse ve yüzü tamamlamak için, 'Lâilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr.' derse, deniz köpükleri kadar günahlar bağışlanır." (Müslim, Mesâcid, 146) 

    Namazın farz ve sünnetlerini kılan kişi, oturduğu yerde önce bir Âyetü'l-Kürsî'yi okur ve sonra 33 defa "Sübhânallah", 33 defa "Elhamdülillah" ve 33 defa "Allahü ekber" der ve yüzü tamamlamak için bir defa, "Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" (Şerîki, ortağı ve dengi olmayan Yüce Allah, birdir, O'ndan başka ilâh yoktur. Mülk O'nundur. Medih, övgü, yalnız O'nadır ve OYüce Allah, her şeye kâdirdir.) derse, yaprak dökümü gibi günahları dökülür ve mîzanda ağır gelen sevaplar kazanır.
    Hayırlar, başka hayırları ve şerler, başka şerleri çeker. Dinin direği ve en büyük hayır olan namaz da, bu gibi hayırları çeker. Bu gibi büyük hayırlar ve büyük sevaplar, beş vakit namazı düzenli bir şekilde kılan gerçek Müslümanların namazın dışındaki yan gelirleridir.
    Namazın sevapları ile ilgili bir şeyler yazmaya çalıştım. Gerçeği söylemek gerekirse, bu yazdıklarım, Allah katında kabul olunan bir vakit namazın sevabı yanında, denizden bir damla niteliğinde kalır.
    Çünkü Rabb'ul Âlemîn olan O Yüce Allah'ın hazinesi o kadar boldur ki, şu kısacık dünya hayatında hikmetinin gereği, en sevmediği kullarına, torunlarının bile asırlarca yiyip tüketemeyeceği malları, mülkleri ve katrilyonlarla ifade edilemeyecek servetleri vermektedir.
    İnanan, îmân eden, emrini tutan, el bağlayıp boyun büken ve huzurunda secdeye kapanan sevdiği kullarına, sonsuzluk âlemi olan Cennet'te niye kat, kat fazlasını vermesin?
    Yere atılan bir tek buğday, bir tek mısır tanesini yüzlerce katı çoğaltarak, sapı ile samanı ile ve talaşı ile tekrar insanlara ve hayvanlara rızık olarak veren O Yüce Allah..
    Bir tek kiraz çekirdeğinden, bir tek incir çekirdeğinden, önce koskocaman ağaçları yaratan, yemyeşil yapraklarla donatan ve sonra her yıl yüzlerce, binlerce meyveyi kullarına rızık olarak veren O yüceler yücesi Allah (Celle Celâlühû);
    - Namazda okunan Kur'an'ın her bir harfini, Tekbir'in, Tesbih'in, Tevhîd'in, Hamd'ın, Tehıyyat'ın ve Salâvat'ın her bir harfini, yüzlerce, binlerce, on binlerce katı çoğaltarak, niye mahşer yerindeki mîzânımıza koymasın?
    - İnancından dolayı, İslâmi yaşantısından dolayı, bu geçici dünyada ezilen, aşağılanan ve zulme uğrayan mazlum kullarını niye cennetinde ebedî mutlu etmesin?
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazar:

    Sorularla İslamiyet