Hıristiyanlar Müslümanlara şiddetle yüklenerek üzerlerine ok yağdırdılarsa da Müslümanlar sebat ettiler. Fakat taarruzun şiddeti Müslümanların sağ cenâhını merkezden ayırmış ve bozgunluğa düçâr ederek püskürtmüş idi. Müslüman askerleri kadınların çadırlarına kadar gerilemiş, kadınlar kocalarının ric'at ettiklerini görünce, çadırlarının sırıklarını sökerek onları tehdîd etmişler! "Siz bugün din yolunda ölmekten çekindiniz de firar mı ediyorsunuz? Bizi ve ırzımızı düşmanlarına mı terk edececeksiniz?"
"Askerler! Bugün âlem-i İslam sizin kılıçlarınıza bakıyor. Eminim ki Resûlullah'ı gören gözler ölümden korkmaz. Celâdet-i Nebevîyeyi de düşününüz. İşte ben önce canımı fedâya gidiyorum. Bir muvahhid tasavvur etmem ki arkamdan gelmesin" diyerek maiyyetindeki arkadaşları ile Rumların karargâhına doğru hücum etti.
Düşman elçileri yanına geldikte onlara ikram et ve çok eğlendirme. Tâ ki askerlerinin ahvalini öğrenmeden çıkıp gitsinler. Onlara efkarını bildirme ve ordunun halel ve kusurunu gösterme. Geceleri askerine nöbet beklet ve karakollarını teksir et. Vakitli vakitsiz onları dolaş. Gâfil olanları yoluyle ve adâlet ile te'dib eyle. Müstahakk-ı cezâ olanlara cezâ vermekten korkma. Askerlerin halinden gafil olma ki bâdi-i fesâd olur. Fakat hallerini tecessüs ile onları terzil etme.
Fâris (Fars) ahalisine bir mektup yazarak İslâmiyete dâvet eyledi. Nâmesinde:
"Hamd olsun Allah'a, nizamınızı çözdü, desîsenizi çürüttü, sürünüzü ayırdı. Biz bu şekilde hareket etmesek sizin hakkınızda fenâ olurdu. Dinimize girin sizi bırakalım ve sizi başkalarını dâvete memur edelim. Aksi takdirde bu iş sizin hayatı sevdiğiniz derecede ölümü seven insanların eliyle hâsıl olacaktır" buyurdu.