"Yarabbi.. İnsanı bu iç sıkıntısından kurtaracak bir şey yok
mu?" diye söylendi.
Çok kere böyle oluyordu. Bütün kafası birdenbire boşalıyor,göğsünün ve gırtlağının üstüne bir ağırlık çöküyor ve ne olduğunu bilmediği birtakım şiddetli arzuların hasretini duyuyordu.
Nihat:
"Ne istediğini bilsen canın sıkılmaz!" dedi.
Ömer, yalvarır gibi cevap verdi:
"Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım.."
Nihat güldü:
"Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için... Sen kafanın içindeki
yokluğa o kadar saplanmışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak,herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara
hâkim olarak, kuvvetli, belki de biraz zalim olarak yaşamak...Dünyada bundan başka istenecek ne vardır? Hayatını bu gayeye vakfet,görürsün,nasıl birdenbire canlanacaksın!"
Darwin çatışmadan nefret ederdi ama pısırık da değildi. Kendinden daha çok şöyle söz ederdi; "Kumarbaz gibiyim,çılgınca şeyler denemeyi seviyorum."Hatta bir keresinde şöyle yazmıştı:"Yenilgiye dayanamıyorum."
"Suiniyeti esas alarak kabul eden ve bir insanın dürüst,samimi ve namuslu olabileceğine ihtimal vermeyen bir kimseye karşı kendini müdafaa edebilmenin hazin imkânsızlığı onun elini kolunu bağlamıştı."